24 Saatlik Anılar: Hikayeler



Sosyal medyanın tarihine bakış


Hatırlayanlarınız olacaktır, 90’lı yıllarda internetin yavaş yavaş evlere girmesiyle birlikte mIRC programı ile internet üzerinden sohbet de hayatımıza girmeye başladı. Yani aslında internetin daha çok sosyal amaçlarla kullanımı bu şekilde başladı diyebiliriz. Sonrasında, bugünkü sosyal medya platformlarının başlangıç noktası olarak adlandırabileceğimiz, ancak hala güncelliğini koruyan forumlar, Ekşi Sözlük gibi platformlar ve birebir mesajlaşma uygulaması ICQ hayatımıza girdi. Forumlarda kullanıcılar belli konular üzerinde fikir ve öneri paylaşımında bulunurken aynı zamanda bir sohbet ortamı da oluşuyordu. Forumlar, zaman içerisinde bir profil ve arkadaş listesi oluşturabildiğiniz, fotoğraflarınızı paylaşabildiğiniz platformlar haline geldiler. Tüm bunlardan söz ederken çoğumuzun hayatımızın bir döneminde önemli bir iletişim aracı olan MSN mesajlaşma programını da es geçmemek gerek. Hele de o ne dinliyorum özelliği yok mu? Kaç kişi sevgilisine ya da hoşlandığı ancak açılamadığı kişiye bu özelliği kullanarak dinlediği şarkılarla ne mesajlar verdi kim bilir. (İtiraf edin, bu özelliği özleyenleriniz mutlaka vardır.) Böylelikle sosyal ilişkiler iyice dijital ortama taşınmaya başladı. Bu süreçte hayatımıza (hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır) Yonja gibi arkadaşlık odaklı siteler de girdi. Her ne kadar Yonja’nın Türkiye’de kullanılmaya başlaması Facebook’tan önce olsa da Facebook çok kısa zamanda yaygınlaşarak Yonja’yı saf dışı bıraktı ve böylece en popüler arkadaşlık sitesi oldu. Kimimiz uzun yıllardır görmediğimiz ilkokul arkadaşlarımızla yeniden iletişim kurduk, kimimiz de yeni arkadaşlar edindik. Eş zamanlı olarak hayatımıza giren Twitter’da ise çok daha kısa cümlelerle hayatımızı, fikirlerimizi paylaşmaya başladık.


24 saatlik anılara merhaba

2010 yılında hayatımıza giren Instagram ise birazcık işin rengini değiştirdi. Fotoğraf paylaşımları, beğeniler derken kısa zamanda hayatımızın merkezine oturdu. Sonrasında 24 saat yayında kalan paylaşımlara olanak sağlayan uygulamalar hayatımıza girince bu çok da ilgimizi çekmeye başladı. Çünkü biz silmediğimiz sürece profilimizde kalacak paylaşımlar için harcadığımız emekten çok daha azıyla yalnızca 24 saat yayında kalacak paylaşımlar kolaylık sağladı. Tabii kim bakmış, kim izlemiş gibi bilgilere ulaşabiliyor olmak da bu paylaşımların popülerleşmesinde büyük bir rol oynadı. Instagram’ın da hikaye paylaşımı özelliğini yayına almasıyla birlikte zaman içinde hikayeler fotoğraf paylaşımının önüne geçti. Her birimiz 24 saatlik anılar paylaşmaya başladık. Üstelik bunu çok da sevdik. O kadar çok sevdik ki, Spotify, Apple Music, Fizy gibi bir çok müzik uygulamasının dinlenen şarkıyı hikaye olarak instagram üzerinden paylaşma olanağı sağlamasının ardından günümüzün popüler dizi ve film izleme platformu Netflix de dizi ve film önerilerini instagram üzerinden hikaye olarak paylaşma özelliğini kullanıcılara sundu. Çok da ilgi gördü. Böylelikle hikaye paylaşımlarında yalnızca gittiğimiz gördüğümüz yerleri, yediğimiz yemeği değil, dinlediğimiz müziği, izlediğimiz film ve dizileri de çok kolay bir şekilde takipçilerimizle paylaşabilir olduk. Şimdilerde çoğumuz bir insanı tanımak için sosyal medya profillerine ve paylaştığı hikayelere bakarak o kişi hakkında çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz. Örneğin kullanıcıların paylaştığı hikayelerden nerede tatil yaptığını, nerede eğlendiğini, ne dinlediğini ve hatta ne izlediğini görüp kişinin zevkleri hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Böylelikle paylaşım içerikleri çeşitlendikçe ve arttıkça kişiler hakkında yaptığımız çıkarımlar da aynı oranda artıyor. Her ne kadar paylaşımların samimiyeti bir soru işareti olarak aklımızın bir yerinde kalsa da çoğu zaman karşımızdaki ile iletişim kurmak yerine bu hikayeler ve paylaşımlar üzerinden yaptığımız çıkarımlarla onu tanıdığımızı düşünüyoruz. Ve bu çıkarımlar, kurulan veya kurulacak olan iletişimin yönünü belirliyor. Bu da sosyal medyanın bu yolculuğunun pazarlamanın olduğu kadar ilişkilerin ve iletişimin de dinamiklerini son derece değiştirdiğini gözler önüne seriyor. Özellikle hikaye paylaşımları bazen yeni ilişkiler kurulmasına olanak yaratırken bazen de var olan ilişkilerin dengelerini alt üst etti. Günümüzde sosyal medya üzerinden paylaşılan hikaye ve içeriklerin sebep olduğu ayrılıklar da sıklıkla gündeme geliyor.


Peki ya getirdiği olumsuz etkiler?


Maalesef hikaye paylaşımlarının yalnızca ilişkiler üzerinde değil, genel olarak insan iletişiminde negatif etkileri olduğunu gözlemliyorum. Örneğin hikaye paylaşımının yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar normal hayatlarındakinden çok daha cüretkar bir davranış sergilemeye başladı. Özellikle de hikayelerin 24 saat sonra yayından kalkmasının bu rahatlığı daha da arttırdığını düşünüyorum. Normal paylaşımlarında daha özenli olan kullanıcılar hikaye paylaşırken daha özgür ve rahat davranıyorlar. Bu tabii ki sadece olumsuz bir durum değil ancak sürekli olarak paylaşım yapma bağımlılığını da beraberinde getirdi. Çoğu zaman kişiler birbiriyle direkt iletişim kurmak yerine hikayeler üzerinden nerede, kiminle olduklarına dair mesaj vermeye başladı.


Paylaşım bağımlılığıyla birlikte yalnızca sosyal medyada yapacağı paylaşımlar için bir yerlere giden, gittiği konseri küçücük telefon ekranından izleyen kullanıcılar da çok büyük artış gösterdi. Daha da ileri gidecek olursak tüm planlarını içinden geldiği gibi değil de 24 saat yayında kalacak anılarda güzel bir imaj yaratabilmek amacıyla yapan bir çok kişi var. Bunun yanı sıra, sosyal medya ile ilgili diğer bir gündem konusu ise kullanıcıların en mutlu oldukları, en güzel göründükleri anları paylaşarak mükemmel hayat imajı sergilemeye çalışması. Özellikle de daha geniş kitlelere hitap eden, ‘sosyal medya fenomeni’ olarak adlandırılan kişilerin sosyal medya üzerinde sergiledikleri ideal hayat imajları bir çok kullanıcıyı umutsuzluğa ve mutsuzluğa sürüklediği gibi özgüven eksikliğine de yol açabiliyor. O kadar ki, birçok insan artık filtresiz bir hikaye ya da fotoğraf paylaşmaktan kaçınır hale geldi.


Kısaca toparlamak gerekirse son yıllarda hayatımızın önemli bir noktasına yerleşen sosyal medyada özellikle 24 saatlik hikaye paylaşımlarının da hayatımıza girmesiyle birlikte yeni bir eğlence ve bilgilenme olanağı doğarken bir yandan da ilişkiler ve iletişim dinamikleri çok büyük değişimler gösterdi. Belki de bu mecraların sağladığı kolaylıklardan faydalanırken verebileceği zararları unutmamakta ve kontrollü kullanmakta fayda var. Bu bağlamda paylaşımlarımızı yaparken, içeriğin bizi nasıl ve ne kadar yansıttığına özen göstermek büyük önem taşıyor.