Sanal Dünyada Beyaz Atlı Prensle Eşleşmek



Çok eski zamanlardan beri herkes ruh eşini arıyor. Bu çok makul bir arayış. Çiftlerin birbirlerini uzaktan görüp beğenip, mektupla iletişim kurduğu zamanlardan, iki tıkla iletişim kurulan zamanlara geldik. Dünya dijitalleştikçe alışverişten oyuna, eğitimden sosyalleşmeye her türlü ihtiyacımızı irili ufaklı ekranların karşısından karşılamaya başladık. Bu dijitalleşme, yeni nesli, ruh eşini arama, flört, manitacılık, sevgililik ya da adına ne dersek diyelim, bu ihtiyacı da dijital dünyada karşılama noktasına kadar getirdi. Bunun için bir çok uygulama da çıktı. Tinder örneğini ele alacak olursak, çıkış noktası kullanıcılara tek gecelik ilişkiler kurabilecekleri insanlarla eşleşme hizmeti vermek olan uygulamanın kullanımı zaman içerisinde farklılaştı. İlişkilerin bile tüketim malzemesi haline geldiği günümüzde insanlar artık Tinder, Tingle, Happn, Blendr gibi bir çok uygulamadan bile ruh eşleriyle eşleşmek için medet umar hale geldiler.


Çevrimiçi flört neredeyse 25 yaşında


Dijital ortamda flörtleşme aslında çok da yeni bir kavram değil. Neredeyse 25 yıl kadar önce, 1995 yılında bu amaçla hayata geçirilen ilk site www.match.com kullanıcılarıyla buluştu. Bu site bekar insanlara fotoğraf yükleyip bir profil oluşturarak çevirimiçi sohbet imkanı sunuyordu. Çıkış amacı ise bekar insanların uzun süreli ilişkiler kurabilecekleri eşlerini bulmalarına yardımcı olmaktı. 2000 yılında eHarmony çevrimiçi dünyada yerini alırken, hemen iki yıl sonrasında aldatmaya teşvik eden site Ashley Madison, Darren Morgensterm tarafından kuruldu. Bu siteleri sırasıyla OKCupid (2004), Plenty of Fish (2006) ve Happn (2013) takip etti. 2012 yılında ise, fotoğrafı kaydırma yöntemi ile beğeninin ifade edildiği ilk uygulama olan Tinder kullanıcılarıyla buluştu. Tinder, öyle hızlı büyüdü ki 2014 yılının Mart ayında çoktan dünya çapında 10 milyar kadar eşleşme sağlanmıştı. Tinder’ın bu başarısının ardından, 2014 yılında Tinder’ın kurucu ortağı Whitney Wolfe, yalnızca kadınlara ilk mesaj atma önceliğini veren uygulama Bumble’ı hayata geçirdi. 1990’lı yıllarda çevrimiçi flörtü son şans ya da umutsuzlukla bağdaştıran genel kanı, yıllar içerisinde değişim gösterdi. Araştırmalara göre, günümüzde her üç evlilikten birinde çiftlerin dijital ortamda tanıştığı bulguları var.


Kullanım amacı yıllar içerisinde değişiklik gösterdi


2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre dijital flört uygulamaları kullanıcılarının yüzde 84’ü bu uygulamaları duygusal bir ilişki kurmak amacıyla kullanıyor. Katılımcıların Yüzde 24’ü ise bu tarz uygulamaları yalnızca cinsel ilişki kurmak amacıyla kullandığını belirtiyor. Bununla birlikte Tinder, şimdiye kadar 30 milyar eşleşme olduğunu ancak bunların çoğunun dijital dünyanın ötesine geçemediğini belirtiyor. Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Trond Viggo Grøntvedt ve arkadaşları tarafından, Norveç’te yüzde 60’ı kadın olan Tinder kullanıcısı 269 öğrenci ile yapılan araştırmada birçok sorunun yanı sıra uygulamayı kullanmaya başladıklarından beri kaç eşleşmelerinin olduğu ve bunlardan kaçıyla uzun süreli ilişki amacıyla buluştukları soruldu. Erkeklerin eşleşme sayıları ortalama 111 iken kadınlarda bu rakam 124’e çıkıyordu. Araştırmada katılımcıların yalnızca neredeyse yüzde 25’i uygulamayı uzun süreli bir ilişki amacıyla kullandığını belirtti. (Kaynak: dailymail.co.uk Study finds 50% of Tinder users have only ever been on ONE face-to-face date - even though most have made hundreds of matches)


Beğendin mi? Çek sağa!


Yalnızca birkaç fotoğraftan birbirini beğenerek ve son derece yüzeysel bir hal hatır sorma ile başlayan bir iletişimin sağlıklı bir ilişkiye dönüşebileceği umudunu taşımak belki de çok yoruyor insanları. Aslına bakarsanız böyle bir uygulamada eşleştiğiniz kişinin, eşleştiği ilk insan olmadığını bilmek ve hatta belki de sizinle aynı anda başkaları ile de aynı şekilde flörtleştiğini düşünmek zaten güvenin inşasına baştan sekte vuruyor. Yani daha en başından şüpheler ve soru işaretleriyle dolu bir iletişim gelişiyor taraflar arasında. Bir de iki tarafın uygulamayı kullanmaktaki motivasyonları farklı iken birbirlerine uyum sağlamak için ‘mış gibi’ yaptıkları bir ortamda ister istemez birçok şey daha başlamadan bitmeye mahkum oluyor. Sindy Sumter, Laure Vandenbosch ve Loews Ligtenberg tarafından, Tinder kullanmış veya kullanmakta olan 18-30 yaş arası 266 kişiye sorular sorularak gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre erkek kullanıcıların daha çok cinsellik amacıyla Tinder kullandığı gözlemlenirken kadınların bu uygulamayı kullanmaktaki motivasyonları arasında aşkın da önemli bir rol oynadığı sonucu çıkıyor. (Sumter, S., Vandenbosch, L., & Ligtenberg, L. ‘Love me Tinder: Untangling emerging adults’)


Dijital maskeler


Bu tip uygulamalar aracılığıyla oluşturulan profillerde kullanıcılar kendilerini istedikleri gibi tanıtabiliyorlar. Bu da aslında iki kişinin birbirini doğal tanıma sürecini hem olumlu hem olumsuz yönde etkiliyor. Öncelikle iletişimin büyük bir kısmı yazılı olarak gerçekleştiği için tarafların birbirlerinin beden dillerini gözlemleme şansı olmuyor. İletişimde beden dilinin önemini düşünecek olursak bu durum aslında büyük bir dezavantajı da beraberinde getiriyor. Çoğunlukla kişiler kendilerini oldukları gibi değil, olmak istedikleri ya da karşı tarafta olumlu bir etki bırakacağını düşündükleri şekilde tanıtıyor. Böylelikle yanlış bilgiler üzerine kurulmuş bir iletişim gerçekleşmiş oluyor. Bir genelleme yapmak gerekirse, araştırmaların da belirttiği gibi, kadınlar daha çok ciddi ilişki arayışında oldukları için, erkekler böyle bir arayışları olmasa bile, ciddi bir ilişki arıyormuş izlenimi yaratarak karşı tarafı etkilemeye çalışıyor. Ya da tam tersi, aslında ilişki arayan bir kadın, karşısındaki erkeği “korkutmamak” adına çok daha rahat bir duruş sergiliyor. Sonrasında da bu kişiler bir araya geldiğinde hayal kırıklıkları kaçınılmaz oluyor. Bunun yanı sıra yalan söyleyen bir kişinin dijital ortamda karşısındaki kadına ya da erkeğe “ben yalancı bir insanım” demeyeceği konusunda hepimiz hemfikiriz herhalde.

Dijital mecralar ve uygulamalar aracılığıyla tanışmanın olumlu sayabileceğimiz nadir yanlarından birinin günlük hayatın koşturmacasında yeni insanlar tanıma konusunda alternatifleri çoğaltması diyebiliriz. Kabul edelim, çoğumuz 9-6 döngüsünde ve fazla mesailer arasında oradan oraya koştururken yeni insanlarla tanışma, sosyalleşme hatta flört etme fırsatını bulamıyoruz. Dolayısıyla, kadın erkek fark etmeksizin bir çok insan dijital maskelere kanma riskini göze alarak online mecralar üzerinden yeni insanlarla tanışıyor ve aslında umutlarını bu mecralara bağlıyorlar.


Ne tamamen doğru ne de tamamen yanlış


Her ne kadar bu denli olumsuz yanları olsa da gerekli önlemleri aldıktan, güven kriterlerini belirledikten ve en önemlisi kendimiz hakkında dürüst olduktan sonra sosyal mecraları flört amacıyla kullanmak tamamen yanlış demek çok adil olmaz. Üstelik bunun bir çok örneği de var. Yeter ki olası riskleri göz ardı etmeden, bütün ümitlerimizi bu mecralara bağlamadan, dürüstlük, şeffaflık ve doğru iletişimi ön planda tutalım.