Çekingenlik Kader Değil


Utangaç, çekingen insanlar olarak bir araya gelsek hiç de azımsanamayacak bir çoğunluk oluştururuz bence. Nereden mi biliyorum? Tam aksi gibi görünsem de evet kendimden biliyorum. Ben görüp görebileceğiniz en çekingen insanlardan biriyimdir belki de. Hepimizin en temel ihtiyaçlarından biri çevremizdeki insanlarla ilişki ve iletişim kurmak. İletişim, kendimizi karşımızdakine ifade etmenin tek yoludur hatta. Bunu doğal olarak, çok kolay bir şekilde yapabilen insanların yanı sıra, ilişkilerinde yargılanma, reddedilme, karşısındakini rahatsız etme gibi çekinceleri olan çekingen, diğer bir deyişle utangaç insanlar da var. Utangaçlık, çekingenlik nedir? diyecek olursanız öncelikle utangaçlığın insanlara hükmedebilecek kadar kuvvetli olduğunu söylemek isterim. Tabii ki bu kişiden kişiye değişir ancak, bazı durumlarda öyle bir hükmeder ki kişinin iş, okul veya her türlü sosyal ortamlardaki davranışlarını, iletişim kurma şekillerini etkiler ve hatta bazen ilişki kurmaktan kaçınmalarına sebep olur. Utangaç ve çekingen insanların en büyük ortak özelliklerinden biri yargılanma ve reddedilme korkusu diyebilirim. Bu korku ve tedirginlik, utangaç ve çekingen olarak tanımlayabileceğimiz bireylerin sosyal becerilerini sekteye uğratan bir etkendir. Bu tedirginlik ve endişenin temelinde iste sürekli olarak başkaları tarafından izlenme, değerlendirilme ve eleştirilme düşüncesi ve buna bağlı olarak da kendi kafalarının içinde yaptıkları sosyal karşılaştırmalar yaparlar. Ne yazık ki bu sosyal karşılaştırmaların sonucunda da hep eksik noktalarına odaklanmaya meyilli olurlar. Nereden mi biliyorum? Aslına bakacak olursanız belki ben de uzun bir zaman görüp görebileceğiniz en çekingen insanlardan biriydim. O utangaç ve çekingen kız elbette ki hala içimde bir yerde. Ancak utangaç ve çekingen insanlar sosyal hayatta, iş hayatında var olabilmek için kendilerine en uygun yöntemleri geliştirmeliler diye düşünüyorum. Utangaçlık ve çekingenlik bir karakter özelliği olsa da iletişim becerilerini geliştirmeleri mümkün.


İletişim sektöründe çekingen olmak

Öncelikle kendi deneyimlerimden söz etmek isterim. Yukarıda da dediğim gibi ben de, küçük yaşlarımdan beri, son derece çekingen, utangaç hatta belki de içine kapanık bir insan oldum. Hatta annem, babam başta olmak üzere benim hatırlayamadığım zamanlardan beri beni gözlemleyen insanların benim hakkında ortak kurduğu cümleler “çok uslu”, “çok sessiz”, “bir şey istemez, tutturmaz” ve hatta “içine kapanık” oldu hep. Yaşım büyüdükçe, gerek okul hayatımda gerekse arkadaş çevremde utangaçlığımı, çekingenliğimi ve içime kapanıklığımı besleyen ek faktörler elbette ki olmuştur. Ne var ki üniversite yıllarıma geldiğimde artık meslek seçimim kafamda netleşmişti. Yaratıcı, hareketli, insanlarla iç içe olabileceğim iletişim sektöründe ilerlemek istiyordum. Evet içe kapanık, çekingen bir insan karakterine zıt denilebilecek, belki de sektördeki, sosyal becerileri gelişmiş girişken birçok insandan çok daha fazla çaba sarf etmem gerekecek bir mesleğe yönelmiştim. Zira kendi sınıf arkadaşlarımın önünde sunum yapmak bile benim için kabusların en büyüğüydü o zamanlar. Ama oldum olası beni mücadele etmeye zorlayan, kendimi aşmaya itecek konular, ödevler ve hatta ilişkiler ilgimi çekmişti. Dolayısıyla bir noktada tam da kendime göre bir meslek seçimi yaptığımı düşünüyorum.


Evet kararımı vermiştim ve çok da şanslıydım ki sektörün en iyi ajanslarından birinde staj yapma şansını elde etmiştim. Stajım başlar başlamaz ilk görevlerimden biri yakın dönemde yapılacak bir etkinliğe davet edilen isimlerin katılım durumlarını öğrenmek için aramalar yapmaktı. Dışarıdan bakınca son derece kolay bir görev gibi görünse de benim gibi çekingen bir insanın karnına ağrılar sokmaya yetecek kadar stresli bir durumdu benim için. Ancak denize atlamadan yüzmeyi öğrenemezdim. İlk yaptığım aramaları yaparken elim ayağımın yanı sıra sesim de titriyordu. Hiç tanımadığım insanları arayıp, bir etkinliğe katılıp katılmayacaklarını soruyordum. Nasıl titremeyebilirdim? Ancak her aramadan sonra, insanlık için küçük, kendim için büyük bir şeyi başarmış gibi hissettikçe rahatlamaya başlamıştım. Engellerden ilkini aşmıştım. Ancak daha önümde aşmam gereken birçok engel vardı. Daha müşterilerle toplantılara gidilecek ve hatta o toplantılarda sunumlar yapılacaktı. Hatırlıyorum da üniversitede bir dersimde sunum yapmadan önce panikten ciddi ciddi hastalanmıştım. Bu çekingenlik illetinin sosyal fobilere yol açabildiğinin canlı kanıtıydım sanki. Ama yukarıda da dediğim gibi bunların hiç biri aşılamayacak engeller değil. Zira hep yapmak istediğim gibi yaratıcı, etkileşimi bol bir iş yapmak istiyorsam bu engelleri aşmak zorundaydım.


Son derece keyifli, hareketli, öğretici geçen iki aylık stajım bittiğinde kendi adıma epey gelişme kaydetmiştim bile. Okul bitmeye yaklaştığında aynı ajansta işe başladım.


Çekingenlik hop diye üstünüzden atılacak bir özellik değil tabii. Ancak bunu başarmanın tadını aldıktan sonra da geri dönüşü yoktu benim için. Aslına bakarsanız zaman zaman zorlansam da kendi iletişim yolumu bulduğumu düşünüyorum.


Şimdi ise bağımsız olarak çalışıyorum. Oldum olası çok sevdiğim, müzik alanında üretim yapan insanlara iletişim danışmanlığı veriyorum. Üstüne üstlük bir de menajerliğe soyundum. Benim gibi içe kapanık, çekingen ve utangaç bir insan için zorlayıcı olduğu kadar heyecan verici bir alanda ilerlemeye çalışıyorum. Ve ruhum beslendikçe, bir şeyler başardıkça hem özgüvenim yükseliyor hem de o utangaçlık kabuğumu daha da bir yırttığımı hissediyorum.


Bir çekingen olarak iletişim sektöründe nasıl iletişim kuruyorum?


İşin komik yanı beni tanıyan birçok insan çekingen, utangaç bir insan olduğuma kesinlikle inanmıyor. Bu bir noktada iyi bir şey tabii ki. Demek ki en azından bir ölçüde kontrol edebiliyormuşum. Konumuza dönecek olursak, bu engeli nasıl aşabileceğim üzerine çokça kafa yordum. Öncelikle iletişim alanında iyi olduğum taraflara odaklanmamın faydalı olacağına kanaat getirdim. Baktım ki ben bire bir iletişimde hiç de fena değilim. O halde bu özelliğimin üzerine gidip geliştirerek kendime bir yol bulabilirim diye düşündüm. Ajansta çalıştığım süre boyunca da birlikte çalıştığımız müşterilerle de, gazetecilerle de bire bir iletişimimi geliştirmeye özen gösterdim hep. Bunu yaparken de karşımdaki kişileri önce birey olarak tanımaya gayret ettim. Bir kısmıyla gerçek anlamda benim için çok değerli arkadaşlıklar kurdum bir kısmıyla ilişkimiz yalnızca iş iletişimi seviyesinde devam etti. Ama sonuç olarak bire bir iletişimimi kuvvetlendirerek bu çekingenlik ve utangaçlık konusuyla baş edebileceğimi gördüm. Sonuç olarak bu içe kapanıklığımın, çekingenliğimin beni yapmak ve başarmak istediklerimden alıkoymasına izin veremezdim değil mi?


Geçtiğimiz haftalarda, çok sevdiğim, yaptığı işlerle çok gurur duyduğum marka stratejisti arkadaşım Gözde Attila Yalçın’ın geçen Aralık ayında yaptığı TedX konuşması YouTube’da yayınlandı. Heyecanla açtım izledim. Duygularıma tercüman olmuştu. O kadar aynı yollardan geçmişiz ki bu çekingenlik, utangaçlık, içe dönüklük konusunda. Hem çok şaşırdım hem de yalnız olmadığımı bir kez daha anlayıp çok rahatladım. Yeri gelmişken Gözde’nin konuşmasını dinlemenizi mutlaka öneririm. Son derece ilham verici bir konuşma olduğunu düşünmenin yanı sıra, o içe dönük canım arkadaşımla konuşmasının içeriğinden evvel oraya çıkıp konuşmasıyla bizlere ilham olduğu için bir kez daha gurur duydum.