Sosyal İzolasyon Günlerinden Notlar



Corona salgını sebebiyle bir çoğumuz evlerimize kapanmış durumdayız. Evet bir noktada tercihe bağlı değil hem zorunluluktan hem sorumluluktan kısıtlandık. Zira risk grubunda olmasak da bu dünya hepimizin olduğuna göre risk grubundakileri korumak bizim sorumluluğumuz. Pekala her birimizin annesi, babası, teyzesi, halası, büyükannesi veya dedesi, hiç olmadı komşusu risk grubunda olabilir. Sonuç olarak hiçbirimiz sevdiğimiz birinin enfekte olmasını istemeyiz. Biraz sıkıcı ve kısıtlayıcı bir süreç olsa da bu daha çok evde, izole vakit geçireceğimiz döneme daha farklı bir açıdan bakabiliriz. Bu süreç bize hayat koşturmacasında unuttuğumuz birçok şeyi hatırlatabilir. Mesela kendimize dönmeyi. Biliyorum, bugünlerde bunu çokça duyuyorsunuz. Ama bu gerçekten önemsenmesi gereken bir konu diye düşünüyorum. Hayat koşturmacasında en çok ihmal ettiğimiz şeylerden biri kendimize vakit ayırmak, kendimizi dinlemek, kendimize şefkat göstermek. Özellikle de yoğun tempoda çalışanlar, iş, ev, aile ve biraz olsun sosyalleşmek için arkadaşları arasında mekik dokuyor. Çoğu zaman oradan oraya çekiliyormuş gibi, sürekli bir şeyleri yarım bırakmış gibi hissediyor. Açıkçası ben hayatımın büyük bir çoğunluğunda böyle hissettim. Hep bir yerlere yetişmem, bir şeyleri yetiştirmem gerekiyor ama hiçbir şeye istediğim gibi yetemiyormuşum gibi. Bu da aslında uzun vadede bizleri çok yoran ve tahammülsüzleştiren bir duygu olmasının yanı sıra sıklıkla başarısızlık hissini de promosyon olarak sunuyor sanki.

Şimdi zorunluluktan da olsa önce kendimize sonra da sevdiklerimize dönmenin tam zamanı gibi geliyor bana. Belki de bu, hayatın bize “bi dur, sakinleş, dinlen” deme şeklidir ne dersiniz?


Ayrıca, özellikle de kış aylarında, “ay hiç evden çıkmasam, battaniyemin altında otursam”. ya da “çalışmak değil de evden çıkıp işe gitmeye üşeniyorum” deyip duruyoruz. Buyrun arkadaşlar, evren sizi duydu. Bize sıcacık evimizden çıkmadan üretme, çalışma, pencere kenarında kahve içip kitap okuma, ailemize vakit ayırma ya da koltuğa yayılarak film izleme (artık ne istiyorsanız onu yapma) fırsatı verdi bir nevi. :)


Neler yapabiliriz bu süreçte?

Kendimize gerçekten vakit ayırabiliriz mesela. En son ne zaman kendinize gerçekten “Nasılsın?”, “Nasıl hissediyorsun?”, “Ne istiyorsun?” diye sordunuz? Bu soruları eşimize, dostumuza, sevgilimize, ailemize soruyoruz da genellikle kendimizi ihmal ediyoruz gibi geliyor bana. Aslına bakarsanız ben bunu çok uzun süre ihmal edenlerdenim. Ve bu konuda yalnız olmadığıma da çok eminim.


Bu aralar çokça duyduğunuza eminim ama ben de söylemeden geçemeyeceğim; meditasyon yapın. Uzun yıllar “ben konsantre olamam yaaa” deyip pek yanaşmadığım meditasyonu ufak ufak da olsa hayatıma soktuğumdan beri beklediğimin çok üzerinde farklılıklar hissettim. Böyle bir süreçte eminim iyi gelecektir.


Psikolojik destek alıyorsanız, telefon veya görüntülü arama ile de olsa terapilerinizi ihmal etmeyin. Mutlaka destek almaya devam edin. Özellikle de kaygı bozukluğu, panik atak v.s gibi sıkıntıları olanlar için biraz belirsiz gibi görünen süreçler daha da zor geçebiliyor. Dolayısıyla bu desteği almayı ihmal etmeyin. Benim gibi evhamlı ve kaygılı iseniz, bu konu ile ilgili kaygılarımın nüksettiği bir anda aklına fikrine çok güvendiğim bir arkadaşımın önerdiği ve bana kaygılarımla baş etmemde yardımcı olan aşağıdaki videoyu da sizinle paylaşmak istiyorum.




Hepimizin uzun zamandır yapmak istediği fakat bir türlü zaman bulamadığı ya da yaratamadığı, ya da kafamız aşırı dolu olduğu için halimizin kalmadığı en az bir şey vardır mutlaka. Mesela benim yapmak istediklerimden biri de podcast’ti. Tabii bunu bir tek sosyal izolasyon günlerine bağlayamam. Monologue markasının yaratıcısı, 17 yıllık canım arkadaşım Tuğçe’nin önerisi daha doğrusu başımın etini yemesiyle cesaret buldum. Şimdilerde bunun hazırlığındayım. Umarım beni yürekten destekleyen arkadaşımın yüzünü kara çıkarmam. Umarım senin de yüzünü kara çıkarmam Tuğçe’cim.


Bir çoğumuzun sıklıkla yakındığı konulardan biri de vakitsizlikten egzersiz yapamamak. Mesela sabah işe gitmeden önce egzersiz yapmak istiyorsunuz ama o sıcacık yatakta biraz daha kalmak her zaman tatlı geliyor (ki bu çok doğal). E alın size fırsat. Nasıl olsa evdesiniz. Ofise gitmek için mesai saatinden en az 1 saat önce evden koştura koştura çıkmak zorunda değilsiniz. Kalkın, egzersizinizi yapın. Bu arada açık havada yürüyüş de çok iyi gelir. Benden söylemesi. Mesela ben öyle yapıyorum. Güne kahvemle başlayıp atıyorum kendimi sahile. En sevdiğim müzikleri dinleyerek hem kendimle başbaşa kalıyorum hem de yürüyorum. Kafamı kaldırıp mavi gökyüzüne baktığımda umut doluyor içim (ki ben özünde epey melankolik ve kaygılı bir insanımdır bunu belirtmeden geçemeyeceğim.)

Peki ya o bir türlü kapağını açma fırsatı bulamadığınız kitap? Bence hemen okumaya başlayın. Ya da ne bileyim işte yazmaya başlayın. Hayat koşturmacasında, şehir hayatının stresinde içinize attığınız duygularınızı kağıda dökün. Dökün ki içiniz ferahlasın, yepyeni duygulara yer açılsın.


Hep başlamak istediğiniz ama “ne ara izleyeceğim, yoğunluktan devamını getiremem” dediğiniz o diziyi izlemeye başlayın. Mesela ben çoook uzun zamandır “The Crown” izlemek istiyordum ancak dikkatimi veremeyeceğimi düşündüğüm için bir türlü başlayamamıştım. Dün akşam itibariyle başladım. İyi ki de başladım.


Bu süreçte müziğin iyileştirici gücünü de yanımıza almak, bu zor zamanları daha rahat bir duygu durumuyla ve daha sakin bir şekilde atlatmamıza yardımcı olacaktır. Birçok sanatçı instagram canlı yayını aracılığıyla online konserler düzenlemeye başladı. Dün akşam Coldplay’in hesabından Chris Martin hem mini bir konser verdi hem de tatlı tatlı sohbet etti (Daha bir kaç gün önce, bir vesileyle, hiç Coldplay konserine gidememiş olmamdan yakındığım için bana ilaç gibi geldi.). Hatta John Legend da, Chris Martin’in instagram konserinde yaptığı çağrıya karşılık bir mini konser verdi. Bu süreçte sosyal medyada yerli müzik sahnesinden de isimler instagram üzerinden konserler vermeye başladı. Yakın zamanda bu tarz içerikler de bolca hayatımızda olacak. Bu konserleri izlemek de bu süreçte hepimize iyi gelecektir diye düşünüyorum.


Ee tabii evde daha çok vakit geçirirken bir de yemek konusu var. O hep denemek istediğiniz yemek tariflerini de denemenin bence tam sırası. Zira bu aralar mümkün mertebe dışarıdan yemek söylememek pek mantıklı değil gibi.


Eminim hepimizin evinde ihtiyacımız olmayan ancak bir türlü vakit ayırıp düzenleme, ayırma yapamadığımız fazlalık vardır. İşte şimdi tam sırası. Bundan güzel fırsat olamaz.

Ve bugünler yalnızca kendimize değil, sevdiklerimize de doya doya vakit ayırmak için bulunmaz bir fırsat bence. Sevdiceğiniz, ev arkadaşınız, anneniz, babanız, kardeşiniz. Birlikte zaman geçirmenin keyfini çıkarın.


Peki ne yapmayın?

  • Her şeyden önce panik yapmayın. Hangi şartlarda olursa olsun panik duygusu her zaman için bizi hataya sürükler.

  • “Bana bi şey olmaz yeaaa” demeyin. Size bir şey olmaz belki ama gerekli önlemleri almazsanız sevdiğiniz birine istemeden de olsa zarar verebilirsiniz.

  • Yalan yanlış bilgilere kulak asıp bir de bu bilgileri sağa sola aktarmayın. Özellikle böyle bir süreçte sosyal medyada, internet sitelerinde gözünüze çarpan bilgilerin doğruluğunu teyit edin ve tercihen yalnızca bilim insanlarının ve yetkililerin yönlendirmelerini dikkate alın.

  • Komplo teorileriyle kafanızı bulandırıp içinizi sıkmayın. Bunun hiç bir faydası olmadığı gibi psikolojinizi bozacak, içinde bulunduğumuz süreci olduğundan daha sıkıntılı ve zor geçirmenize sebep olacak.

Emin olun bu günler de geçecek ve ne olduğumuzu anlamadan o deli saçması tempomuza geri döneceğiz. Hem belki bu süreç bize gerçek anlamda biraz yavaşlamayı, tüketim çılgınlığına bir ‘dur’ demeyi öğretir. Kim bilir? :)