Açık İletişimin Dayanılmaz Hafifliği


Teoride hepimiz açık iletişimin en sağlıklı iletişim biçimi olduğunda hemfikir olsak da iş uygulamaya gelince hataya düşebiliyoruz. Kimi zaman karşımızdakini kırmamak için kimi zamansa o an hiç tartışmaya girmek istemediğimiz veya içimizden bir ses “ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey” dediği için açık bir şekilde iletişim kurmaktan kaçınabiliyoruz. Ancak bu yaklaşım çoğunlukla ortada olan bir sorunun yalnızca büyümesine ve daha karmaşık bir problem haline gelmesinden başka bir işe yaramıyor. Zira konuşulmayan her sorun bir şekilde yüzeye çıkmayı başarıyor. Üstelik daha da komplike ve hatta belki de çözümsüz bir halde çıkıyor karşımıza. Dolayısıyla da bunun çözümü iletişim kanallarını her zaman açık tutmak ve olabildiğince şeffaf bir şekilde kendimizi ifade etmekte yatıyor.


Ben kendi adıma, özellikle de son yıllarda, yaşadığım tecrübelerle, her türlü ilişkide ve diyalogta açık iletişimin kıymetini daha çok anladığımı söyleyebilirim. Geçmişe dönüp baktığımda, zamanında birileri kırılmasın, gücenmesin diye veya sırf o esnada ağzımızın tadı kaçmasın diye sustuğum, görmezden geldiğim sorunların zaman içerisinde nasıl bir problem yumağı haline geldiğini gördüm. Üstelik birileri kırılmasın diye açık bir şekilde kendimi ifade edemediğimde günün sonunda başta ben olmak üzere illa ki birilerinin kırılıp gücendiğini, ilişkiler bozulmasın diye sustuğumu zannederken aslında o ilişkilerin temelden sarsılabildiğini anladım. Kısacası ben de açık iletişimin önemini, yokluğunun verebileceği zararları zor yoldan anladım.


İlişkinin türü ne olursa olsun karşınızdaki kişiyle doğrudan ve açık bir şekilde iletişim kurmadığınızda, sıkıntınızı veya fikrinizi açıkça ortaya koymadığınızda, o sakladığınız duygu ve düşünceniz yok olmuyor, aksine kendi kafanızın içerisinde kimi zaman tamamen gerçek dışı kurgularla olduğundan çok daha farklı bir noktaya geliyor. Ve ister bir söz ister sadece bir bakış ya da mimik olarak mutlaka açığa çıkacak bir yol buluyor. Özellikle romantik ilişkiler ve yakın arkadaşlıklarda da bu durum “trip atmak” gibi pasif agresif tutumlara yol açabiliyor. Hele bir de bu davranış biçimi bir tür alışkanlık haline gelmişse o zaman vay o ilişkinin haline. Özellikle arkadaşlıklarda veya romantik ilişkilerde, pasif agresif davranışlar bir alışkanlık haline geldiğinde, o ilişkide en ufak sıkıntılar bile kısa sürede büyüyor ve çözümsüz hale geliyor. Zaman içerisinde de bunlar iyice birikerek çoğu zaman önce açık iletişim kanalının kapanmasına sonra da ilişkilerin her iki tarafı da kıracak şekilde sona ermesine sebep oluyor. Çünkü bir tarafın sürekli olarak pasif agresif bir tutum benimsemesi, karşısındaki kişinin de bir noktadan sonra düşüncelerini açık bir şekilde dile getirmekten imtina etmesine sebep olabiliyor. Yani başka bir deyişle pasif agresif tutuma maruz kalan kişi de bir noktadan sonra “ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey” diyerek susmaya, duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmemeye başlıyor. Aslına bakarsanız böyle bir iletişim şekli ve ilişki yapısı herkes için son derece yorucu ve yıpratıcı. O yüzden iş arkadaşlıklarında da yakın arkadaşlıklarda ve romantik ilişkilerde de her zaman açık bir şekilde iletişim kurmakta fayda var. Böylelikle her sorun, probleme dönüşmeden, kavga etmeden, açık bir şekilde ve saygı çerçevesinde tartışılarak çözülebilir.


İçine atma!


Ayrıca açık iletişim ruh sağlığımızı korumak için de son derece önemli. Az önce de söylediğim gibi çoğunlukla hiçbir sorun, sırf dile getirilmediği için, ortadan kaybolmaz. Aksine durduğu yerde büyür, içimizde bir yerde birikir ve bizi zehirler. Oysa ki bazen bir sorunu veya bir huzursuzluğu sırf dile getirmek bile o sorunun çözümü konusunda büyük bir adım olur. İçimizde bizi zehirleyecek negatif bir şeyi dışarı çıkarıp rahatlamış oluruz öncelikle. Üstelik belki de çözüm sandığımızdan çok daha basittir veya o sorun tamamen algıyla alakalı bir sorundur ve sırf ortaya koyulduğu için bile hızlı bir şekilde çözülebilir.


Doğrusunu söylemek gerekirse ben bunu kendi hayatımda çok defa deneyimledim. Kendi kendime bir şeylere alındığım, kırıldığım çok oldu. Üstelik kendi kafamda kurarak, karanlıkta birçok cismin olduğundan farklı ve daha büyük görünmesi gibi, sorunların kafamda olduklarından çok daha karmaşık görünmelerine izin verdim istemeden. Günün sonunda belki de en çok ben kırıldım.


Açık iletişim kurma yolunda bir çelme de karşımızdaki kişi adına karar verme alışkanlığımızdan geliyor. Çoğu zaman,“Bunu söylersem şu şekilde anlar, en iyisi hiçbir şey demeyeyim de yanlış anlamasın” diyerek kendi kendimizi engelliyoruz, düşüncemizi açıkça ortaya koymaktan kaçıyoruz. Halbuki hiçbir durumda karşımızdaki adına karar vermemeliyiz. Kısacası duygu ve düşüncelerimizi doğru bir dille açıkça ortaya koymak yerine başkası adına kararlar alıp kendi hissettiklerimizi “içimize atmak” pek de doğru bir strateji değil. Çünkü o içimize attıklarımız büyüyüp, dallanıp budaklanıp mutlaka ortaya çıkıyor.


Bir yılı bitirip yenisini karşılarken hedefler belirlemek, umut etmek önemli. Ben de bu yılı, "Yeni yıl hepimizin daha açık ve saygılı iletişim kurduğu bir yıl olsun" diyerek uğurlamak istiyorum.