İletişimin Gücünün Kötüye Kullanımı: Baskı ve Zorbalık



Hem sanal hem gerçek dünyada, her kesimden, her yaştan ve her cinsiyetten bireylerin farklı farklı konularda çeşitli baskılara, hatta türlü zorbalık, şiddet ve tacize maruz kaldığını üzülerek görüyoruz.


Bir çok insan, kadın, erkek, genç, yaşlı ayırmaksızın, kendi hayat görüşüne uymayan ya da kendi değer yargılarının dışında yaşayan, kısacası kendine benzemeyen insanlara, kendi doğruları ve bakış açısı üzerinden baskı uygulamaktan, hatta işi zorbalığa vardırmaktan çekinmiyor.


Baskı ve zorbalık hayatımıza yeni giren kavramlar değil. Yüzyıllardır kendini herhangi bir şekilde diğerinden üstün görenler diğer insanlara baskı yapmaktan çekinmediler. Ancak internet ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte maalesef yapılan zorbalığın hem şiddeti arttı hem de hepimiz için çok daha görünür oldu. Üstelik anonim bir şekilde fikir paylaşmak kolaylaştıkça şiddet, taciz ve zorbalık bir salgın gibi yayılmaya başladı.


Birini kendinden daha güçsüz görmen, sana zorbalık yapma hakkı vermez


Özellikle bizim toplumumuzda baskı ve zorbalığa en çok kadınlar, çocuklar ve cinsel yönelimi farklı olan kişiler maruz kalıyor. Kadınlar üzerinde kurulan baskılar ve maruz kaldıkları zorbalıklar çok uzun yıllardır devam ediyor. Çoğu zaman iş, şiddet, istismara ve hatta cinayete varıyor.


Çocuklar aile içerisinde olduğu gibi okul ve djital dünyada da bu tip baskı ve zorbalıklara maruz kalabiliyor. Çocukların özellikle okulda maruz kaldığı akran zorbalığı genellikle üç farklı şekilde olabiliyor. Ya itip kakma gibi fiziksel, ya hakaret, küfür, dedikodu, tehdit ve şantaj gibi sözel ya da dışlama, lakap takma gibi sosyal zorbalık olarak gerçekleşiyor. Üstelik maalesef çocuklara zorbalık yapanlar sadece akranları değil. Geçtiğimiz haftalarda, günlerce gündemde kalan, Aksaray’daki bir okulda velilerin otizmli çocukları yuhalama rezaletini hepimiz hatırlıyoruz diye düşünüyorum. Otizmli çocuklar kendi çocuklarından farklı diye dışlanıp, yuhalandılar. Üstelik bu olay yalnızca yuhalanan otizmli çocuklara zarar vermekle kalmadı, bu eylemi gerçekleştiren velilerin çocuklarına da son derece kötü bir örnek oldu. Ve maalesef okul müdürü de bu duruma göz yumdu. Neyse ki açığa alındı da içimiz bir nebze olsun rahatladı.


Ancak maalesef, bu yalnızca ana akım medyaya yansıyan bir olaydı. Bu ve bunun gibi yüzlerce olay ülkemizin her yerinde sıklıkla yaşanıyor ve yüzlerce, binlerce çocuk çeşitli zorbalıklara maruz kalıyorlar. Bu arada maalesef birinin böyle bir zorbalığa maruz kalmak için otizmi ya da başka bir engeli olması da gerekmiyor. Popüler kültürün dayattığı ölçülere göre biraz kilolu, biraz kısa ya da genel geçer güzellik algılarının dışında bir bireye hemen birçok etiket yapıştırılabiliyor. İşin acı yanı da bununla ilgili vicdani bir yükümlülük hissedilmiyor olması.


Zorbalık, hayatın her yerinde


Birçok birey hem sosyal hem iş yaşantısında farklı şekillerde baskı ve zorbalıklara maruz kalabiliyor. Kimi zaman sosyal çevresinde fiziksel özellikleri ya da kişisel zevkleri üzerinden saldırılara maruz kalabiliyor. Kimi zaman ise benzer bir zorbalığı, iş hayatında, kariyer ya da başarı hırsına yenik düşen, özgüvensiz, gücünü başkalarına uyguladıkları baskıdan alan bireyler tarafından dışlanarak yada özellikle başarısızlığa uğratılarak deneyimliyor. Özellikle iş hayatında bu tip davranışlara maruz kalan bireyler ne kadar bundan etkilenmemeye çalışsalarda zaman içinde ya daha çok içlerine kapanarak yaptıkları işten soğuyor ya da agresifleşerek karşılık vermeye çalışıyorlar. İki türlü de çalışma ortamındaki iletişim bozukluğu çalışanların mutsuzluğuna ve işte başarısızlığa sebep oluyor.


Siber Zorbalık, Siber Taciz ve Siber Saldırı


Dijitalleşen dünyada ise hem çocukların hem yetişkinlerin maruz kaldığı bir diğer şiddet ve zorbalık türü ise siber zorbalık. Siber zorbalık, genellikle çocuklar ve genç insanlar arasında gerçekleşirken kurbanın bir yetişkin olması durumunda uygulanan şiddete “Siber Taciz” yada “Siber Saldırı” adı veriliyor. Bana sorarsanız tanımlar değişse de motivasyon ve uygulanan şiddet çok benzer.

Siber zorbalığı, kısaca, e-posta, cep telefonları, anlık mesajlar, forumlari whatsapp, instagram, facebook vb. gibi mecralar üzerinden kişilerin birbirlerinin duygularını kasıtlı olarak incitmesi diyebiliriz. Sosyal mecraların çeşitliliği ve kullanımı arttıkça siber zorbalık da aynı oranda arttı. Örneğin instagram’da yada Youtube’da biraz gezinip içeriklere yapılan yorumları incelerseniz sıklıkla kişinin fiziksel özelliklerine atıfta bulunan, hakaret boyutuna varan çokça olumsuz yorum görebilirsiniz. Maalesef en acımasız yorumların en çok kadınlar tarafından yine kadınlara yapıldığını görüyor ve dehşete düşüyorum. Ki bence bu da ayrı bir tartışma konusu.


Siber zorbalık eylemleri yalnızca hakarete varan olumsuz yorumlardan ibaret değil elbette. Siber zorbalığın en sık rastlanan örneklerine değinmemiz gerekirse; sosyal medyada birinin görülmesini istemediği fotoğraf, video yada mesajlarını, kişinin onayı olmaksızın yayınlamak, rahatsız edici, taciz, tehdit ve hakarete varan mesajlar göndermek, birinin adına sahte hesaplar açmak, sözlü veya yazılı olarak oluşturulan içeriklerle kişinin kişilik haklarına, cinsel yönelimine, fiziksel özelliklerine veya etnik kökenine saldırıda bulunmayı sayabiliriz.

Siber zorbalığın büyük bir kısmının en çok da çocuk ve ergenlik çağındaki bireyler tarafından yine kendi yaş gruplarına yapıldığını üzülerek gözlemliyorum. Bu tip eylemler, zorbalığa maruz kalan kişiye doğrudan zarar vermiyor olsa da negatif etkiler bıraktığı kesin. Öncelikle özgüvenleri zarar gören bireyler daha içe kapanık yada tam tersi çok daha agresif olabiliyorlar. Ya da örneğin kilosu ile ilgili bir zorbalığa maruz kalan genç veya çocuk beslenme bozuklukları geliştirebiliyor.


Nedir bu zorbalığın ve saldırıların kaynağı?


Peki bu zorbalığın kaynağı nedir? diye soracak olursak. İlk olarak çoğunlukla zorbalık yapan insanların mutsuz insanlar olduğunu söylemekte fayda var. Zorbalığı yapan çocuk ise bakılması gereken nokta aile içi iletişim olacaktır. Ebeveynlerinin benzer tavır sergilediğini gören ya da huzursuz bir ortamda büyüyen çocuklar akran zorbalığına çok daha yatkın oluyorlar. Yetişkinlere baktığımızda da durumun çok farklı olmadığını görürüz. Mutsuz ve iletişim becerileri gelişmemiş, özgüven eksikliği yaşayan bireyler, kendilerinden farklı, daha başarılı, daha zeki yada daha güzel gördükleri yada kendi doğrularına uymayan başka bireylere çoğu zaman “eleştiri” adı altında rahatlıkla hem sosyal ve iş çevresinde hem de dijital dünyada zorbalık yapabiliyorlar. İşin en acı yanlarından biri de günümüzde, dünyada da siber zorbalığın bir salgın gibi yaygınlaştığını görüyoruz. Bu aşamada iletişimin gücünün bu şekilde kullanılıyor olması aslında toplum vicdanının, ahlak ve görgü anlayışının yozlaşmasından kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır.


Siber zorbalıktan nasıl korunuruz ve çocukları nasıl koruruz?


Siber zorbalıktan elbette ki yetişkinler de etkileniyor ancak bu tip eylemlerden en çok ve negatif etkilenenler maalesef çocuklar. Araştırma sonuçlarına göre neredeyse her 4 ergenden 1’i siber zorbalığa maruz kalırken her 6 ergenden 1’i de siber zorbalık yaptığını kabul ediyor. Bu son derece yüksek bir oran. Dolayısıyla öncelikle yetişkinlerin konu ile ilgili bilgilenmesi, çocukları da bilgilendirmesi, onları korumak ve kendilerini korumalarını sağlaması için çok önemli.


Özellikle çocukların bu tip saldırılara maruz kalmaması için çocuklarla hep açık bir iletişim kurmak,dijital ortamlardaki aktivitelerini yakından takip etmek ve mümkün mertebe sosyal medya kullanımına sınırlamalar getirmek çok önemli.


Siber zorbalığa aynı şekilde karşılık vermemek ve çocukları da bu yönde bilgilendirmek çok önemli. Böylesi bir saldırıya aynı şekilde karşılık vermek durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Yapılması gereken en önemli şeylerden biri zorbalık, taciz eylemi gerçekleştiren kişi ile iletişimi koparmak, kişiyi engellemek ancak gerekli durumlar için mesaj ve içerikleri saklamak. Gerekli durumlarda da mutlaka konuyla ilgili yetkili mercilere başvurmak çok önemli.


Dijital dünyada yaşanan şiddet ve zorbalığı önlemenin bence en önemli ve birincil yolu ise aile içinde şeffaflığa ve güvene dayalı sağlıklı bir iletişim kurmak. Söz konusu şiddete maruz kalan bir çocuk da olsa yetişkin de olsa durumu en yakınları ile paylaşamadığı durumda kendini koruması da çok mümkün olmayacaktır.

Sonuç olarak aslında her şey doğru iletişimle başlıyor. Sözcüklerin, iletişimin gücünün sınırı neredeyse yok. Bu gücün farkında olmak ve bu gücü doğru kullanmak hem kendimizi, hem çocuklarımızı korumak adına son derece önemli.