İletişimin En Önemli Enstrümanı: Bedenimiz



Hepimizin bildiği gibi iletişim çok basit görünen ancak son derece hassas ve komplike bir olgu. İletişimi bir bütün olarak düşündüğümüzde, bütünlüğü sağlayan birçok farklı dinamik olduğunu görüyoruz. Sözsüz iletişim de, iletişimin en temel şekillerinden biri. Sözsüz iletişimi ele aldığımızda ise ses tonu, vurgu, konuşma hızı gibi olguları sesli iletişimi, jest, mimik, dokunma gibi olguların sessiz iletişimi yani beden dilini, giyim, saç şekli, aksesuarlar ve parfüm gibi detayların ise nesnel iletişim dilini oluşturduğunu görüyoruz. Tüm bu detaylar bir araya geldiğinde her birimiz birbirimiz hakkında bir kanıya varıp, mesaj alışverişini yapıyoruz. Hatta iletişimi kabaca rakamsal olarak değerlendirmemiz gerekirse, yüz yüze kurulan iletişimde kelimeler %10’luk bir etkiye sahipken, ses tonu %30, beden dili ise %60 önem taşıyor.


Beden dili


Beden dili, iletişimin en önemli unsurlarından biri. Hatta ve hatta beden dili insanlık tarihinde kullanılan en eski iletişim aracı. Nasıl ki aynı dili konuşsak da her birimizin kendince ayrı bir dili ve üslubu var ise, bedenlerimizin de kendilerine ait bir dilleri var. Kullandığımız beden dili, mesajımızın alıcısına, kim olduğumuz hakkında azımsanamayacak mesajlar verir. İş hayatı veya özel hayat farketmeksizin doğru bir beden dili ile son derece etkili bir iletişim kurabileceğimiz gibi yanlış bir duruş sergileyerek ya da yanlış jest ve mimikler kullanarak iletişim kazalarına sebep olabilir, ilişkilere zarar verebilir hatta kariyerimizi sabote edebiliriz.

Beden dili öylesine güçlü bir iletişim şeklidir ki çoğu zaman biz farkında olmasak bile bedenimiz, karşımızdaki kişiye kendimiz hakkında söze dökülmemiş mesajları iletir. Duruşumuz, ses tonumuz, yüz ifademiz ve hareketlerimizle gönderdiğimiz sinyaller, bilinçaltı tarafından algılanır ve anlamlandırılır. Bir insanın beden diline bakarak o anki durumu hakkında birçok bilgiye sahip olmak mümkün. Bedenimizin verdiği işaretler içinde bulunduğumuz ruh haline göre farklılık gösterir. Böylelikle, hoşlanma, zevk, mutluluk gibi pozitif duygularımızın yanı sıra gerginlik, öfke, kızgınlık gibi olumsuz duygularımızı da beden diliyle karşımızdaki kişiye aktarmış oluyoruz. Kısacası söylediklerimizle karşımızdakinin kulaklarına hitap ederken, beden dilimizle kişinin gözlerine ve bilinçaltına hitap ediyoruz.

Beden dilinin, duruştan oturmak için seçilen yere, oturma biçiminden ayakların kullanımına, jest ve mimiklerden karşımızdaki ile aramızda koyduğumuz mesafeye kadar birçok öğesi var. Başka bir deyişle beden dilini kullanırken bedenimizi birçok farklı parçanın bir araya getirdiği bir enstrüman gibi düşünüp, bu enstrümanı en etkili şekilde kullanmalıyız.


Beden dili hareketleri


Yüz yüze iletişim kurarken bedenimizi kullanarak vermek istediğimiz mesajı doğru bir şekilde iletebilmek için hareketleri anlamak çok önemli. Tabii tüm bu hareketleri değerlendirmenin ve doğru şekilde kullanmanın en önemli aşamalarından biri de kendimizi, bedenimizi doğru tanımak, hangi duygumuzu bedenimizle nasıl ifade ettiğimizi dikkatli bir şekilde tespit etmek.


Bıkkın bir duruş sergilemek karşımızdaki kişiye saygısızlık sinyali verir


Bıkkın bir duruş sergilediğimizde karşımızdaki kişiye sıkıldığımızı ve o anda bulunduğumuz yerde hiç olmak istemediğimizi hissettiriyoruz. Örneğin, yöneticimizle karşılıklı iletişim kurarken açık açık onu dinlemek istemediğimizi söylemesek bile, bıkkın bir duruş sergilediğimizde, yani kambur ve yorgun bir şekilde durarak aslında maalesef ona bu mesajı vermiş oluyoruz.

Çoğumuzun da bildiği gibi omuzlarımız arkada, dik bir şekilde durmak aslında bir güç göstergesi olarak tanımlanabilir. Kambur durduğumuzda ise güçsüzlük ve bıkkınlık mesajı verir. Bununla birlikte iyi bir duruş ile karşımızdakinin saygısını istediğimiz, dahası bunu hak ettiğimiz sinyalini vermiş oluyoruz. Kısacası sağlam bir duruş sergilemek için “omuzlar dik, çene yukarı”.


Abartılı el kol ve kafa hareketleri karşımızdakini mesajın gerçekliğiyle ilgili şüpheye düşürebilir


Beden dili, iletişimde, açıklık ve güven belirtmek için kullanılabilir. Karşımızdakine bu mesajı verebilmek için en etkili yöntem ise kontrollü, açık el kol hareketlerini kullanmakta fayda var. Özellikle kolları açmak, avuç içini göstermek gibi hareketler karşımızdakine saklayacak bir şeyimiz olmadığı ve güvenilir olduğumuz mesajını verecektir.


Öte yandan, karşımızdaki kişi konuşurken onu onayladığımızı yalnızca sözlerimizle değil bedenimizle de ifade etme ihtiyacı duyarız. Bu doğrultuda da genellikle bu mesajı başımızı sallayarak verme eğilimi gösteririz. Ancak abartılı kafa sallamalar karşımızdaki kişiye aslında onun fikirlerini kabullenmediğimiz ya da anlamadığımızı gizlemek için yaptığımız bir hareket olarak mesajını verebilir. Üstelik iletişim halinde olduğumuz kişide onu dikkatle dinlemediğimiz hatta geçiştirmeye çalıştığımız algısı oluşabilir. Bu sebeple karşımızdaki kişiyi onayladığımız mesajını vermeye çalışırken abartılı hareketlerdense daha yumuşak ve sakin hareketleri tercih etmekte fayda var.


Çapraz kollar ilgisiz olduğumuz mesajını verebilir


Biriyle yüz yüze iletişim kurarken çapraz kol ve bacaklar ile karşımızdakine, istemeden de olsa, onun söyledikleriyle ilgilenmediğimiz mesajını verir. Keyif aldığımız bir diyalogda, gülümsüyor olsak bile, karşımızdaki kişi ona karşı ilgisiz olduğumuz hatta durumdan sıkıldığımız kanısına varabilir. Her ne kadar bazılarımız kollarını bağladığında kendini daha rahat hissediyor olsa da (ki zaman zaman, özellikle de biraz heyecanlandığım durumlarda, ben de kollarımı bağlayarak kendimi daha güvende hissediyorum ancak bunu değiştirmek için çalışıyorum) bu hisse direnmek, ikili iletişimlerde karşı tarafa ilgimizi göstermek adına son derece faydalı olacaktır.


Karşımızdaki ile konuşurken sıklıkla saate bakmak iletişimi bitirmek istediğimiz mesajını verebilir


Beden dilimizle karşımızdakine saygısızlık etmiş olacağımız en belirgin hareketlerden biri de konuşurken sıklıkla saate bakmak diyebilirim. Bunu yaptığımızda karşımızdakine yalnızca saygısızlık etmekle kalmıyoruz, karşımızdakine “senden daha önemli işlerim var” mesajını verip şişmiş bir egoya sahip olduğumuz sinyalini de vermiş oluyoruz ki bunu hiç birimizin istediğini sanmıyorum. Biri ile yüz yüze iletişim kurarken saate baktığımızda karşımızdakine onunla konuşmaktan daha iyi ve önemli işlerimiz olduğu ve bu diyaloğun bir an evvel sona ermesini istediğimiz mesajını verir.


Yüz yüze iletişimde vücudumuzu ne tarafa döndürdüğümüz son derece önemlidir


Yüz yüze iletişimde vücudumuzu nasıl konumlandırdığımız ve ne tarafa döndüğümüz çok önemlidir. Bir diyalog halindeyken karşımızdakine (kalabalık bir toplantıda isek konuşan kişiye) yönelik bir duruş sergilememek, karşımızdaki kişiye, konuya ve söylediklerine ilgisiz olduğumuz, rahatsızlık duyduğumuz hatta bazı durumlarda güvensizlik mesajı verir. Karşımızdaki kişiye, onu dinlediğimiz, ilgili olduğumuz ve güvendiğimiz mesajını vermek istiyorsak ona doğru yönelmek ve dinlerken başımızı hafifçe eğmek etkili olacaktır. Bu şekilde karşımızdaki kişiye ilgi ve dikkatimizi ona verdiğimizi hissettirir.


Ağzımızdan çıkanlarla, yüz ifadelerimizin uyumu çok önemli


Yüz yüze iletişim kurarken, sözlerimizle verdiğimiz mesaj yüz ifadelerimizle uyumlu olmadığında karşımızdaki kişinin bir şeyilerin doğru olmadığını ve hatta bazı durumlarda, kendileri de neden ve nasıl olduğunu bilmeseler bile, onları kandırmaya çalıştığımızı düşünebilir. Daha önce de söylediğim gibi beden dili ile verilen mesajlar karşıdaki kişinin bilinçaltı tarafından alınır ve anlamlandırılır. Bu sebeple kişi neden ve nasıl olduğunu bile anlamadan bizim hakkımızda istemediğimiz yargılara varabilir. Örneğin, son derece heyecan duyduğunuz, olumlu yaklaştığınız bir konu hakkında konuşurken yüz kaslarımız gergin olursa ve sinirli bir gülümseme ile karşılık verirseniz, karşı tarafa içinde bulunduğumuz duygu durumunun tam tersi bir mesaj vermiş oluruz. Kısacası ağzımız başka bir şey söylerken bedenimiz bunun tam tersini söylememeli, aksine kullandığımız sözcükleri onaylayacak şekilde eşlik etmeli.


Saçımızla oynamak karşımızdaki kişiye yanlış mesajlar verebilir


Flört durumları söz konusu olduğunda, çoğumuz, özellikle de kadınlar, karşımızdaki kişiden hoşlanıyorsak farkında olmadan saçımızla oynama eğiliminde oluyoruz. Bu tip durumlarda bu karşımızdaki kişiye ondan hoşlandığımızı hissettirir ve bu pozitif bir algı yaratır. Ancak bazı durumlarda, özellikle iş hayatında, karşılıklı iletişim halindeyken saçımızla oynamak veya saçımızı düzeltmek karşımızdaki kişide endişeli olduğumuz ve dikkatimizin dağınık olduğu algısını oluşturabilir. Hatta biraz daha ileri gidecek olursam karşımızdaki kişi fiziksel görüntümüzle, konuşulan konudan çok daha fazla ilgilendiğimiz mesajını vermiş oluruz. Ki sanırım bunu pek de istemeyiz.


Göz teması hassas ve önemli bir konu


Beden dili hakkında en çok bilinenlerden biri de göz teması konusudur diye düşünüyorum. Göz temasından kaçınmak karşımızdaki kişiye sakladığımız bir şey olduğu mesajını verebileceği gibi özgüven ve ilgi eksikliği algısını da yaratabilir. Biriyle karşılıklı konuşurken göz temasından kaçınmak, başka yerlere, hatta yere bakmak kendimize ve hatta karşımızdakine güvenmediğimiz veya kişiye ve söylediklerine karşı ilgisiz olduğumuz mesajını verecektir. Birebir iletişimde sürekli bir göz teması kurmak karşımızdaki kişiye ilgili olduğumuz mesajını vereceği gibi güven, liderlik, güç ve zeka göstergesi olarak algılanır.

Bununla birlikte göz temasını kesmek de karşımızdakine bir mesaj verecektir. En uzun göz temasını karşımızdakini dinlerken kurarız. Göz temasını kesip aşağıya bakmak teslimiyet mesajı verirken duruma göre bir miktar mahcubiyet algısı da yaratabilir. (Tamam flört ederken bir miktar mahcubiyet, gözleri kaçırma etkili olabilir ancak o durumlarda da bunu çok abartmamakta fayda var. Yoksa karşınızdaki kişi onunla flört ettiğinizi değil aksine ondan sıkıldığınızı düşünebilir. Benden söylemesi. ) Sonuç olarak anlık hareketlerle vermek istediğimiz ya da istemediğimiz birçok mesaj veriyor olduğumuz gerçeğini göz önüne alırsak, göz temasını kurma şeklimizde çok dikkat etmeliyiz.


Göz teması kadar nasıl baktığımız da önemli


Her ne kadar son dönemde özellikle de televizyon dünyasında sert bakışlar güç gösterisi olarak empoze edilse de biriyle bire bir iletişim kurarken, ona onu dövecekmişçesine sert bakmak, ne özel hayatta ne iş hayatında bize bir fayda sağlamaz. Aksine karşımızdaki kişide son derece olumsuz bir algı oluşturmamıza sebep olur. Bununla birlikte mutsuz bakışlar ve mutsuz bir ifade de karşımızdaki kişiye onunla aynı ortamda bulunmaktan, diyalog halinde olmaktan mutsuz olduğumuz mesajını verir. Çatık kaşlar da, bakışlarımız konusunda kaçınmamız gereken başka bir tuzak. Bazı insanlar bunu istemsizce yapıyorlar ancak doğru ve etkili iletişim kurabilmek için bunu kontrol altına almakta fayda var.


Diğer yandan yüz yüze iletişimde belli bir ölçüde samimi bir şekilde gülümsemek, karşımızdaki kişiye güvenilir, iletişime açık, güvenli ve dost canlısı olduğumuz mesajını verir. Tüm bunların yanı sıra gülümsemenin bulaşıcı ve samimiyet göstergesi olduğunu, insan beyninin gülümseyen kişiye samimi bir şekilde cevap vermeye meyilli olduğunu unutmamak gerekir.


Büyüklerimiz boşuna dememiş “gözlerini devirme” diye


İletişim esnasında göz devirmek karşımızdaki kişiye saygı duymadığımız mesajını verir. Bazı insanlarda bu bir alışkanlık, farkında olmadan yaptıkları bir hareket olsa da kontrol altına almakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bu davranışı kontrol almaya çalışırken empati en büyük yardımcımız olacaktır. Yani biz bir şey anlatırken karşımızdaki sürekli olarak göz devirdiğinde ne hissedeceğimizi düşündüğümüz zaman bunu yapmamamız gerektiğini kendimize de hatırlatmış olacağız.


Tokalaşma da karşımızdakine bizim hakkımızda çok şey söyler


İletişimde tokalaşmanın önemini neredeyse hepimiz biliyoruzdur diye düşünüyorum. Ancak yine de değinmeden geçmek istemiyorum. Güçlü bir tokalaşma, özgüvenimiz ve karşımızdaki kişiye olan güvenimizle ilgili güçlü sinyaller verir. Bu doğrultuda zayıf ve güçsüz bir tokalaşma karşımızdaki kişi tarafından bir özgüven ve ilgi eksikliği olarak yorumlanacaktır. Çok sıkı bir tokalaşma da bir miktar rahatsız edebilir. Sonuç olarak tokalaşmayı her kişi ve duruma göre ayarlamakta fayda var.


Ellerimizi yumruk yapmasak mı?


Yüz yüze iletişimde elimizi sıkıp yumruk haline getirmek karşımızdaki kişiye sinirli, tartışmacı olduğumuz ve bizden uzak durması gerektiği mesajını verir. Konuşma sırasında yumruğumuz ne kadar sıkı ise karşımızdaki kişi tarafından o kadar gergin ve sinirli algılanırız. Ancak ellerimizi yumruk yapmak her zaman olumsuz bir algı yaratmaz. Duruma ve karşımızdaki kişiyle samimiyetimize göre, ellerimizi yumruk yaparak havaya kaldırmak bir sevinç göstergesi olarak algılanacaktır. Ancak bu tabii ki alışkanlıklarımızla doğru orantılıdır. Sonuçta hepimiz sevincimizi aynı şekilde göstermiyoruz.


Fiziksel mesafeyi iyi ayarlamak çok önemli


Kişisel alan konusu, şahsen benim de çok önemsediğim bir konu. Gözlemlediğim kadarıyla bu konu çoğumuz için son derece önem teşkil ediyor. Örneğin hiç tanımadığım birinin bankamatik ya da kasa kuyruğunda bir adımdan daha yakınımda durması beni son derece rahatsız ediyor. Bundan rahatsız olanların da çoğunlukta olduğu kanaatindeyim.

Biriyle yüz yüze iletişim kurarken o kişiye bir adımdan daha yakın olacak şekilde yaklaşmamız karşımızdaki kişiye onun kişisel alanına saygımız olmadığını gösterir ve onun kişisel alanını işgal etmiş oluruz. Ancak kişisel alan konusu samimiyet doğrultusunda göreceli olabilir tabii. Yani samimi ve yakın olduğumuz birine mesafeli durmak da karşımızdaki kişi tarafından soğukluk ve uzaklık olarak algılanabilir. Sonuç olarak yüz yüze iletişimde karşımızdaki ile aramızdaki mesafeyi onunla olan ilişkimize ve duruma göre ayarlamak en doğrusu.


Beden dili toplum yapısı ve kültürüne göre değişiklik gösterir


Beden dilinde bazı davranış biçimleri her ne kadar evrensel olsa da kendi yaşadığımız toplumda hoş ve olumlu karşılanan bir davranışın başka bir kültürde saygısızlık olarak algılanabilme ihtimalini unutmamakta fayda var. Bir başka deyişle toplumların eskiden beri kendi adetlerine göre refleks haline getirdiği davranış ve harekerlerin her kültürde aynı anlamı taşımadığını göz önünde bulundurmalıyız. Örneğin selamlaşmayı ele alacak olursak, özellikle Akdeniz ülkelerinde yaşayanlar selamlaşırken sarılmayı, öpmeyi çok seviyorlar. Hatta Fransızların üç kere öpme alışkanlığı olması da buna en somut örneklerden diyebilirim. Bununla birlikte bazı ülkelerde iki erkeğin birbirini öpmesi bazı ülkelerde biraz tuhaf karşılanabiliyor. Ancak Türkiye gibi ülkelerde, aynı cinsiyetteki bireylerin birbirine sarılması, kucaklaşması son derece normal bir durum. Öte yandan Uzakdoğu ve Pasifik ülkelerinde selamlaşma sırasında kucaklaşma ve öpüşme alışılmış bir durum değilken Türkiye gibi ülkelerde, özellikle kişiler samimiyse ya uzun uzun tokalaşırlar ya da sarılı kucaklaşırlar. Üstelik aksi bir davranış mesafe koymak olarak algılanabiliyor.

Göz temasının toplumlarda nasıl algılandığına değinmek gerekirse, göz teması özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’da kişinin özgüveni ve karşısındakine saygısının bir ifade biçimi olarak algılanıyor. Öte yandan uzun bir göz teması, Japonya, Kore ve Tayland gibi ülkelerde meydan okuma hatta saygısızlık olarak algılanabilir.


Sonuç olarak, özellikle yüz yüze iletişimde, ne söylediğimiz kadar, hatta belki daha fazla, nasıl söylediğimiz çok önemli. İletişimde sözlü olarak vermek istediğimiz mesajlar karşımızdaki kişi tarafından kendi paradigmaları, önyargıları ve tecrübeleri doğrultusunda anlamlandırılır. Bununla birlikte beden dilimizi ve ses tonumuzu karşımızdaki kişiyle eşleştirdiğimiz takdirde, karşımızdaki bilinçaltında onun dünyasına gitmek için samimi ve dürüst bir girişimde bulunduğumuzu algılayacaktır. Bu da onun kendisini karşımızda daha rahat hissetmesini sağlayacaktır. Beden dilimizi ve sesimizi karşımızdakine benzer kıldığımızda, fikir ayrılığı durumlarında bile ona saygı duyduğumuzu ve onu anlamak istediğimizi ifade etmiş oluruz. Dolayısıyla vermek istediğimiz mesajı, içinde bulunduğumuz toplum kültür ve alışkanlıklarını da göz önünde bulundurarak, beden dilimiz, ses tonlamamız gibi yöntemlerle desteklemeliyiz ki mesajımız alıcı tarafından en verimli şekilde algılanabilsin.