Değişiyoruz, Dönüşüyoruz


Neredeyse hepimize kendimizi sorgulama özelliğinin yeni bir güncelleme misali yüklendiği şu günlerde ben de sıklıkla bir şeyleri sorgularken buluyorum kendimi. Beynimde yüzlerce, binlerce soru cirit atıyor. En çok da “5 dakikada değişir bütün işler” cümlesi öne çıkıyor. Kısa bir süre öncesine kadar çok basit, çok gündelik gördüğümüz, hatta çoğu zaman ötelediğimiz eylemlerin bir anda uzak birer hayal durumuna geçmesiyle bu cümle daha da bir yer etti sanki içime. Bilgisayarı alıp sevdiğim bir kahvecide çalışmak ya da içimdekileri yazıya dökmekten tutun da spontane gelişen sosyal aktivitelere kadar. Sanki biri bir tuşa bastı ve tüm bu olasılıklar ikinci bir emre kadar ortadan kalktı.


21 Aralık itibariyle “yaz geliyor” diye ortalarda dolanan, hatta daha Eylül ayındaki Kaş tatilinden dönerken bir sonraki yazın tatil hayallerini kuran ben ve hatta biz bir daha ne zaman öylesine bir kahve içmek için rastgele bir yere oturabileceğimiz günlerin geleceğini konuşurken bulduk kendimizi. Bu da bugüne kadar “sonra ararım yaa” deyip aramadığım arkadaşlarımı, “sonra giderim yaa” deyip gidip sarılmadıklarımı düşündürtüyor bana. Ne için erteledim ki bütün bunları diye sorduğumda kendime cevabı yok. Bu daha da sinir bozucu.

Kendimizi eleştirmek için de, eksiklerimizle, duygularımızla yüzleşmek için de bolca zamanımız var aslında. Ve bir şekilde bu dönemde birçok insanın böyle bir süreçten geçtiğini görüyorum, hissediyorum. Düşünüyoruz, birçok anlamda kendimizi sorguluyoruz, değişip dönüşüyoruz. Bu karantina sürecinden sonra hepimizin önceliklerinin, değerlerinin büyük ölçüde değişeceğine emin gibiyim. Bu salgın öncesinde hayatımızdaki rutinlerimizin bir çoğundan çok uzakta bir hayat yaşıyoruz çoğumuz şu an. Ve belki bu da bize aslında daha azıyla yetinebileceğimizi hatırlatıyor. Gerçekten o kadar kıyafete, kozmetiğe veya çantaya ihtiyacımız var mı? Tamam gerçekten ihtiyacımız olmadığını bir noktaya kadar biliyorduk belki ama imkanlarımız ölçüsünde de almadan, tüketmeden duramaz olmuşuz.


iPhone’un yen modeli mi çıkmış? hemen almalıyız çünkü tüketmek zorundayız. Veya bu yılın trendi seneye eski fotoğraflarımıza bakıp üzerimizde gördüğümüzde güleceğimiz pantolonlar mıymış? hemen almalıyız çünkü havalı olmak zorundayız.


Müzikleri, filmleri, dizileri, kısacası ruhumuzu besleyeceğini umduğumuz içerikleri de hızlıca tüketip daha hazmetmeden bir sonrakine atlıyoruz. Bu belki çok klişe gelebilir ama eskiden bu içeriklerin her birine ulaşmak çok daha zorken daha bir kıymetliymiş sanki. O çok sevdiğimiz grupların albümleri çıksın diye heyecanla bekleyip, çıkar çıkmaz koşup alıp, baştan sona ezberleyene kadar dinlediğimiz günlerden sonra hayatımıza mp3’lerin de girmesiyle biraz daha kolaylaşmıştı. O zaman sanki çok anlamadık ama daha kolay ulaştıkça bir şeyler değişti gibi geliyor bana. Çok seçenek olması ve kolaylıkla ulaşabiliyor olmamız tabii ki harika ama daha özenli davranmayı hatırlamak gerekiyor bence.


Üstelik tüketim çılgınlığında çığır açtığımız şeyler bunlarla kalmıyor, arkadaşlıkları, ilişkileri de daha bir hızlı tüketir olduk. Özellikle de kalp konularındaki kararsızlıklara değinmeden geçemem. Teknolojinin nimetlerinin de yardımıyla çoktan seçmeli flörtler, “ya daha iyisi, daha güzeli varsa?”sorusuyla ortalıklarda dolanıp dolanıp, bir ilişkiye sebat edememeye en büyük sebeplerden birinin bu tüketim çılgınlığı olduğunu düşünüyorum son zamanlarda. Ben biraz eski kafalı kalıyor olabilirim bu konularda belki ama kalp söz konusu olduğunda aynı anda dikkatimi birden fazla kişiye veremiyorum. Elbette ilgi hepimizin hoşuna gider ama bu tüketim hızına alışınca sanırım insanlar gördükleri ilgiyi de öyle hızlı tüketiyor ki hemen odak noktası değişiveriyor. Bu yazıyı okuduktan sonra aranızda beni topa tutmak isteyenler olabilir belki ama bir süredir daha sakin bir hayat yaşadığımdan belki başka bi noktadan bakmaya başladım bu durumlara. Bir kaç ay önce ruh eşi olduğunu ilan edenlerin kısa bir süre sonra birbirleriyle olan fotoğrafları silip hemen akabinde bir sonraki ‘ruh eşleri’yle pozlarını türlü güzel fotoğraf altı yazılarla paylaştıklarına o kadar çok şahit oldum ki. Bazen hayret ettim, bazen kendime kızdım bu konuyla ilgilendiğim için. Ama sonra benzer bir hali arkadaş gruplarında da gördüm. Ve o noktada kafamda biraz daha netleşti aslında bu tüketim çılgınlığının insan ilişkilerine de sıçramış olması durumu. Bu hızda yaşadıkça hayatımızda gerçekten önemli olan insanları unutuyor muyuz acaba diye düşünmeden edemiyorum. Ya da belki de insanlara yeterince şans ve zaman tanımadığımızı. Sanki bir bilgisayar oyununun içindeyiz ve güncelleme geldikçe canlarımız da pil ömrümüz de azalıyormuş gibi. Bu hızı izlemek ya da ucundan kıyısından maruz kalmak bile yeterince yorucuyken bu çılgınlığın içinde nasıl yaşıyormuşuz diye sormadan duramıyorum.


Bir de kariyer konusu var tabii. Eminim çoğumuz kariyerin önemi ile ilgili nasihatlerin sıklıkla ana öğün olarak sunulduğu ortamlarda yaşadık, yaşıyoruz. “Aman kızım, önce kariyer”, “Aman şekerim, terfi almaya bak”. Kendimi bildiğimden beri önem sıralamamda bu konu aslında hiç en üst sırada yer almadı. Bu işi, kariyeri, başarıyı önemsemediğim anlamına gelmiyor tabii ki ama kalbim huzurlu olmadıktan sonra kendimi başarılı, kariyer sahibi hayal etmem de çok mümkün değildi açıkçası. Hatta işe bakışım bile hep bu şekilde oldu diyebilirim. Biraz açmam gerekirse, bir işi, bir projeyi başarmış olmaktan önce o işi başarmaya çalışırken kimlerle tökezlediğimi ve sonunda sevincimi kimle paylaştığımı daha çok önemsedim hep. Bu anlamda da epey şanslıydım aslında. Birçok insan için bu aşırı derecede çocuksu veya duygusal bir bakış açısı olabilir ama ben içeriği ne olursa olsun duyguyla yapılan işlere inandım hep. En azından benim en büyük motivasyon kaynağım bu oldu hep. Bu da aynı yerde çok uzun süre çalışmamın en önemli sebeplerinden biriydi sanırım. Bu içe dönme sürecinde bu bakış açımda bir değişiklik olmadı. Hatta belki de kendimle ilgili en memnun olduğum şeylerden biri oldu diyebilirim. Bu anlamda çok farklı bir yöne evrileceğimi sanmıyorum açıkçası. Zira bunca yıldan sonra yaradılışımın böyle olduğuna ikna oldum. Ama en azından bu süreçte işe, kariyere dair konuları daha az kafaya takmam gerektiğine, özellikle de şu anda içinde bulunduğumuz şartlar söz konusu olduğunda kariyer, iş gibi konuların öncelik sırasında nasıl da son hızla aşağılara doğru ilerlediğini çok net gördüm. İhtiyaçlarımızı karşılamak için paraya, kaynağa elbette ihtiyacımız var ancak şu anda en büyük önceliğimiz kendimizin, sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın ve hatta tanımadıklarımızın sağlığı. Gerisi maalesef hikaye.


Bu süreçte öğrendiğim diyemem ama hatırladığım bir şey daha oldu; evet hepimiz ayrı ayrı bireyleriz ancak aslında hepimiz biriz. Bireysellik önemli, değerli fakat gerektiğinde biz olabilmek, kendimiz dışındakileri de düşünmek, önemsemek, kolektifle birlikte hareket etmeyi unutmamak çok önemli hatta hayati. Günün sonunda elbette herkes kendinden sorumludur ancak herkesin ‘sadece’ kendinden sorumlu olmadığını anladığımız, hatırladığımız günlerden geçiyoruz. Bu süreçte herkesin bunun farkına varmaya başladığını görüyorum ve bu bilincin içselleştirilmesini tüm kalbimle diliyorum.


Ben son bir yılda değişen hayat rutinim sebebiyle belki bu dönüşüm sürecine bir kaç ay kadar erken başlamış oldum aslında. Eskiden hayatımdaki insanlara da, eşyalarıma da galiba biraz haddinden fazla bağlıydım. Hele eşya konusunda arkadaşlarımın bana ‘istifçi’ gözüyle baktıklarını biliyorum. Hayatıma giren insanlar konusunda da böyleydim. Zaman içerisinde hem artık bana bir fayda sağlamayan eşyalardan hem de hayata artık aynı yerden bakamadığım insanlardan uzaklaşmayı, gidenleri uğurlamayı öğrendim. Bütün bunlar tabii ki bir günde olmadı. Kendime döndükçe, dış sesleri bir nebze olsun susturmayı başarıp içimdeki sesi dinleyebildikçe anladım birçok şeyi.


Bu sebeple içinden geçtiğimiz bu dönemin tüm zorluklarına ve korkutuculuğuna rağmen çok değerli bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Herkesin de bu bitiş tarihini şu an için ön göremediğimiz bu zamanı kendini dinlemek, anlamak ve tanımak adına verimli geçirmesini kalpten diliyorum. Her geçen gün dört bir yandan korkutucu ve üzücü haberler gelirken bunu başarabilmek zor olsa da bu zorlu süreçten akıl sağlığımızı koruyarak çıkabilmek adına bunu kendimize borçluyuz bence.