Hoşgörülü, saygılı ve empatik bir birey olmak




Doğru iletişim ve sağlıklı ilişkiler kurmanın en önemli kurallarından biri hoşgörülü olmaktır. Bunu teoride hepimiz çok iyi biliyoruz (ya da bildiğimizi düşünüyoruz). Hatta çoğumuzun iki lafından biri hoşgörü ve yine de bir çoğumuz hoşgörüsüzlükten şikayetçi. Ancak gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki bu bilgiyi pratiğe dökmekle ilgili ciddi sorunlar var. Özellikle de içinde bulunduğumuz bu belirsiz, herkesin tahammülünün son derece azaldığı dönemde, iletişimlerde hoşgörünün de göz ardı edildiğini üzülerek görüyorum. Hatta belki ben bile bu yanılgıya zaman zaman düşüyorum.


Bu sebeple en başta, hoşgörünün ne olup ne olmadığına değinmek isterim.


Hoşgörü bir lütuf değildir. Yani ikili bir iletişimde karşımızdaki kişiye hoşgörülü olmak ona sunduğumuz bir lütuf olarak algılanmamalıdır. Aksine hoşgörü, her türlü iletişimin olmazsa olmazıdır, huzurlu ve mutlu olmanın da temel şartıdır.

Hoşgörü, canınız istediğinizde takabileceğiniz bir gözlük değildir. Yani canınız istediğinde hoşgörülü olup istemediğinizde ise hoşgörüsüz davranamazsınız.


Hoşgörülü, yalnızca kendine benzeyene, kendinden olana sağlanan bir ayrıcalık hiç değildir. Ona biz aslında daha çok “körler sağırlar birbirini ağırlar” diyoruz biliyorsunuz. Dolayısıyla paradigmaların esiri olup kendi normalinin dışında kalana hoşgörüsüz davranarak olmuyor bu işler.


Tüm bunlara ek olarak hoşgörü, maalesef çoğu zaman karşı tarafa duyulan acıma duygusu ile karıştırılabiliyor. Yani bu tip durumlarda kişi kendisini karşısındakinden üstün gördüğü için hoşgörülü davranma adı altında acıma duygusu ile yaklaşabiliyor. Bu da aslında bizi yazının başında da işaret ettiğim lütuf konusuna getiriyor. Başka bir deyişle hoşgörü sıklıkla karşı tarafa sunulan bir lütuf veya karşı tarafa acıma duygusu ile karıştırılabiliyor.


Bir de, hoşgörü birçok insanın yanlış anladığı gibi görmezden gelmek veya vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü, karşısındakinin de insan olduğunu unutmamak, kendisinin de aynı hatalara düşebileceğini yani kendisinin de bir insan olduğunu hep hatırlamaktır. Hoşgörü, kendinin mükemmel olduğu ve asla hata yapmayacağı yanılgısına düşmemektir.


En yalın haliyle hoşgörü; kendine aykırı gelse de her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiğince hoş görme durumudur. Üstelik az önce de dediğim gibi; ikili ilişkilerin de olmazsa olmazıdır. İnsan anlayışla karşılayamadığı biriyle nasıl sağlıklı bir iletişim ve ilişki kurabilir ki? Hoşgörülü olabilmek için empati kurabilmek de son derece önemli. Yani empati kurmak ile hoşgörülü olma durumu doğru orantılıdır, diyebilirim.


Ancak dediğim gibi, gün geçtikçe toplum olarak da bu kavramdan git gide uzaklaşıyoruz gibi geliyor bana. Bunu görebilmek için bence İstanbul gibi bir şehirde sokağa çıkıp birkaç saatinizi geçirmeniz hatta belki de sadece sosyal medyada şöyle bir gezinmeniz yetecektir.

Aslen hoşça vakit geçirmek, bilgilenmek veya sosyalleşmek için kullandığımız sosyal medya mecralarında bireylerin birbirine hoşgörüsüz hatta acımasız davrandığını görmemek imkansız. Ve maalesef bu mecraların çok erişilebilir olması da bunu daha da kolaylaştırıyor.


Hoşgörü ve saygı birbirinden ayrılmamalı


Hoşgörüsüzlük, yanında saygısızlığı da getiriyor. (Ki hoşgörü kavramının saygı olmadan var olabileceğine de inanmıyorum.) Zira kişinin karşısındakine hoşgörülü davranabilmesi için öncelikle saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Zaten hepimizin bildiği gibi doğru iletişim ve sağlıklı ilişkilerin en önemli adımlarından biri de saygıdır. İlişkiler adına saygı olmadan birçok şey var olamıyor, ya da olsa da pek bir anlam ifade etmiyor. Saygı da hoşgörü gibi empati olmadan pek var olabilen bir kavram değil. Yani kişinin birine saygı duyabilmesi için o kişiyle empati kurabilmesi şart.


Saygı kavramı ise bazı bireyler tarafından sanıldığının aksine yalnızca insanlarla sınırlı değil, tüm canlıların yanı sıra inanç, kültür, gruplar, müesseseler vb gibi birçok kavramı ve oluşumu kapsar. Kısacası saygı yalnızca yaşça veya mevki anlamında büyüklere gösterilmesi gereken bir tutum değildir. Ve saygı, empati ve hoşgörü ile bir araya geldiğinde anlamlı olur. Ve tabii ki saygıyı korkuyla karıştırmamak da önemli. Zira gerek iş hayatında yönetici – ekip ilişkilerinde gerekse ailelerde ebeveyn – çocuk ilişkilerinde yönetileni korku ile yönlendirme yanılgısına düşülebiliyor. Bu iki kavram arasındaki ayrım bu yüzden son derece önemli. Korkuya değil saygıya dayalı ilişkiler çok daha sağlıklı ve uzun ömürlü olacaktır. Özellikle de iş hayatında çalışanların yöneticilerinden korkmak yerine onlara saygı duyuyor olması işe dair motivasyonlarını arttıracak ve daha özveri ile çalışmalarını sağlayacaktır.


Saygı ve hoşgörü dijital dünyada da önceliğimiz olmalı


Bu saygı eksikliğini ve hoşgörüsüzlüğü çevrimdışı hayatta olduğundan belki daha fazla dijital hayatta karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman insanlar yüz yüze dile getirmeye asla cesaret edemeyecekleri olumsuz ve saygısız ifadeleri dijital mecralarda fütursuzca ortaya koymaktan hiç çekinmiyorlar. Ve hatta bunu kendilerine hak görüyorlar. Gündemdeki bir dizi ya da film ile ilgili konuşurken bile birbirlerine saygılı davranamıyorlar, hatta hakaretler havada uçuşuyor. Halbuki çevrimdışı dünyadaki saygı ve hoşgörü gereklilikleri dijital dünya için de geçerli. (En azından öyle olmalı.)


Geçtiğimiz günlerde Zorlu Performans Sanatları Merkezi Kurumsal İletişim Müdürü, çok sevdiğim arkadaşım Ayşegül Kumova’nın Şenay Akkurt ile yayınladığı podcast serisi “Bi Hayat Var”ın “Dijital Saygı, Dijital Kabalık, Dijital Nezaket” bölümünü dinlerken bu konunun birçok insanı gerçekten ne kadar olumsuz yönde etkilediğini hatırladım. Çünkü onların da değindiği gibi bu hoşgörüsüzlük ve saygısızlık, dijital ortamda yalnızca sosyal medya mecralarıyla sınırlı kalmadığı gibi, e-posta, WhatsApp, Telegram gibi hayatımızın içine işlemiş iletişim yöntemlerine de ciddi anlamda işlemiş durumda. Yazılı iletişim zaten doğası gereği (mimik, ses tonu gibi iletişimin en önemli unsurlarını barındırmaması sebebiyle) birçok zorluğu içinde barındırırken, işin içine bir de saygısızlık ve hoşgörüsüzlük girince sağlıklı iletişim kurmak iyice zorlaşıyor, bozuk bir iletişim biçimi, hatta zincirleme iletişim kazaları gerçekleşmiş oluyor.


Bu bozuk iletişim biçimine gerek e-posta gerekse anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden olsun, iş yazışmalarında da sıklıkla rastlıyoruz. Yüz yüze dikkat ettiğimiz bazı noktalar nedense yazılı iletişimde (özellikle de iletişim trafiği arttıkça) nedense göz ardı edilmeye başlanıyor, “merhaba” demek gibi en basit görgü ve nezaket kuralları bile unutuluyor. Hatta (Bi Hayat Var’ın ‘Dijital Saygı, Dijital Kabalık, Dijital Nezaket’ bölümünde çok sevgili Ayşegül Kumova ve Şenay Akkurt’un da değindiği gibi) e-postanın içeriğine yazma gereği bile duyulmayarak bütün söylenmek istenenler konu başlığına ardı ardına sıralanabiliyor. Bu şekilde işleri düzgün bir şekilde yürütmek bir yana sağlıklı bir iletişim bile kurmak mümkün olamıyor ve birçok kriz aslında tam olarak bu ihmallerden ortaya çıkıyor.


Hoşgörülü ve saygılı bir birey olmak için hatırlanması gerekenler

  1. Kendine yapılmasından hoşnut olmayacağın bir şeyi başkasına yapma, dolayısıyla bir sözü söylerken, bir davranışta bulunurken iki kere düşün (bunu defalarca duymuş olsak da en basit ve ilk kural olduğu için en başa bunu yazmak istedim)

  2. Kimse seninle aynı görüşte olmak zorunda değil

  3. Sevgi keyfi, saygı ise zorunluluktur

  4. Hoşgörülü bir insan olmak için öncelikle empati kurabilmek ve saygılı olmak şart

  5. Sen de tüm sıfatlarından önce bir insansın ve hiçbir insan kusursuz değildir

  6. Hoşgörülü, saygılı ve empatik insanların iletişim kanalları her zaman açıktır

  7. Bu adımları içselleştirmek ve uygulamak hayatı çok daha kolay ve huzurlu bir hale getirir

  8. Sosyal medya, WhatsApp, Telegram, e-posta gibi yazılı iletişimde yazdığını “gönder” tuşuna basmadan (öfkelendiren bir durum var ise de mümkünse bir nefes alıp sakinleştikten sonra) tekrar okumak

Tüm bu yazıda paylaştıklarımı özetlemek gerekirse hepimizin bu hayattaki en öncelikli amaçları huzurlu ve mutlu bir yaşam sürebilmek. Hoşgörülü ve saygılı olmak da huzurlu ve mutlu bir yaşamın en temel şartıdır. Bu küçük gibi görünen ancak hayatımızın her alanında etkisi büyük kavramları ne kadar doğru anlayıp içselleştirebilirsek huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmemiz o kadar mümkün olur.