İlişkilerin En Büyük 3 Düşmanı


Sağlıklı ve huzurlu bir ilişkinin temelinde doğru iletişimin yattığı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Eş, dost, sevgili, iş arkadaşı fark etmeksizin, tüm ilişkilerimizde mutlu ve huzurlu olabilmek için iletişim becerilerimizi geliştirmemiz şart. Yetersiz, yanlış ya da sorunlu iletişim, ilişki türünden bağımsız olarak, ilişkiye geri döndürülemez zararlar verebilir hatta ilişkiyi tamamen bitirebilir.


Hep konuştuğumuz gibi iletişim ilk bakışta kolay gibi görünse de son derece hassas ve karmaşık bir olgu. Yani aslına bakarsanız biriyle gerçek anlamda bir ilişki geliştirmek çok da kolay bir şey değil. Ancak bir ilişkiyi mahvetmek, yok etmek maalesef son derece basit. Bu sebeple dikkat edilmesi gereken çok fazla husus var.


Bu yazıda da bir ilişkiyi katledebilecek iletişim hatalarına ve ilişkimizi mahvetmek istemiyorsak yapmamız gerekenlere değineceğim.


Pasif iletişimin aslında bir iletişim eksikliği olduğunu anlamalısın


Pasif iletişim genellikle çatışmayı, tartışmayı ve benzeri olumsuzlukları engellemek adına başvurma hatasına düştüğümüz bir iletişim şekli. Bir anlamda kendimizi bir olumsuzluktan korumak adına daha da olumsuz bir duruma sokma hali diyebilirim. Çünkü bu yola başvurduğumuzda aslında duygularımızı, düşüncelerimizi perdelemiş, sorunları halı altına süpürmüş olmaktan öteye gidemiyoruz. Ve bu perdelediğimiz, maskelediğimiz, halı altına attığımız sıkıntılar birikip çok daha büyük bir sorun yumağı haline geliyor. Pasif iletişimle kısa vadede uyumlu, sakin, fedakar ve cömert olduğumuz algısını yaratsak da uzun vadede başarısız oluruz çünkü bu şekilde türü ne olursa olsun ilişki, yalanlar üzerine kurulmuş olur. Yalanlar üzerine kurulu bir ilişkinin de sağlam bir şekilde devam edebilmesi uzun vadede maalesef mümkün değil. Pasif iletişim kurduğumuzda uzun vadede ihtiyaçlarımız karşılanmadığı, duygularımız anlaşılmadığı için çözümsüzlük ve çaresizlik hissiyle karşılaşmamız kaçınılmaz. Pasif iletişim tarzının üstesinden gelmek için de ilk yapmamız gereken çatışma ve tartışma korkumuzu kendi kafamızda büyüttüğümüzü, hatta fikir ayrılıklarının ve yapıcı tartışmaların sağlıklı iletişimin doğal bir süreci olduğunu kabullenmek. Unutmamak gerekir ki kendi ihtiyaç, istek ve arzularımızı dile getirmek karşımızdaki ile çatışmak veya ona saygısızlık etmek anlamına gelmez. Dolayısıyla da bu duygu ve düşüncelerimizi açıkça ifade etmekten de korkmak son derece anlamsız.


Pasif olmayacağım derken agresif de olma!


İkili ilişkilerde pasif bir iletişim kurmamak, duygu ve düşüncelerimiz hakkında açık olmak önemli ancak bunun tersi de agresif bir iletişim biçimi olarak algılanmamalı. Yani korku, kızgınlık, kırgınlık, öfke, hayal kırıklığı gibi duyguları açıkça ifade etmek demek karşımızdaki kişiye bunu agresif bir şekilde dile getirmek, ona zorbalık yapmak ve hatta başka durumlara olan kızgınlıklarımızı ondan çıkarmak anlamına gelmemeli. Agresif davranış şeklinin altında yatan en büyük eksikliklerden biri empati kurma becerisi diyebilirim.


Agresif davranış biçimlerine bir çoğumuz maruz kalmış hatta bazen bu hataya düşmüş ya da en azından şahit olmuşuzdur. Ancak yine de bir durum örneği vermek gerekirse, patrona kızıp öfkeyi sevgiliden, arkadaştan veya aileden çıkarmak diyebiliriz kısaca. Evet, kızgınlığımızı ifade etmiş oluyoruz ancak yanlış kişiye ve yanlış şekilde. Bu tutumun esas kızdığımız ya da kırıldığımız kişiyle olan iletişimimize bir faydası olmadığı gibi başka biriyle olan ilişkimizi bozmaktan öte bir etkisi olamıyor ne yazık ki.


Bir diğer ve en yaygın örnek de tüm kızgınlık ve kırgınlıklarımızı bağıra çağıra öfkeyle ifade etmek tabii ki. Ne kadar kızgın, kırgın veya öfkeli olursak olalım yetişkin insanlar olarak öfke kontrolünü sağlamak, tepkilerimizi kontrol etmek çok önemli. Ayrıca bağırıp çağırarak bir sorunu çözmekten ziyade daha da çözümsüz hale getirmiş olacağımızı da unutmamak gerekiyor.


Bununla birlikte arkadaşımıza, eşimize, dostumuza veya iş arkadaşımıza sürekli olarak eleştirel yaklaşmak, karakter özelliklerine saldırarak duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek de agresif bir iletişim şeklidir ve ilişkinin türü ya da yakınlık derecesi ne olursa olsun geri döndürülemez zararlar verir. Eleştirel yaklaşarak kişinin karakteri üzerinden şiddet uygulamayı örneklendirmek gerekirse; her ne kadar sürekli bir yerlere geç kalmak olumsuz bir alışkanlık olsa da bu kişinin kötü karakterli biri olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla sözü geçen kişi böyle biriyse, ona bu yöndeki eleştirimizi ya da sitemimizi “Her zaman geç kalıyorsun, kendinden başka kimseyi düşünmüyorsun”, “Bencilsin” gibi söylemlerle ifade ederek bu duruma olan kızgınlık ve kırgınlığımızı ortaya koymuş olmuyoruz; karşımızdakine karakter özellikleri üzerinden saldırmış ve bir anlamda psikolojik şiddet uygulamış oluyoruz. Bunun yerine genellikle geç kaldığını fark ettiğimizi ve bunun bir sebebi olup olmadığını sorarsak daha yapıcı bir eleştiriyle duygu ve düşüncemizi ifade etmiş oluruz.


Karşımızdaki kişiye agresif bir tutum sergilemek, tabiri caizse korkuyla bastırmak kısa vadede istediğimizi elde etmemizi sağlasa da uzun vadede kazanımdan çok kayıplara yol açacaktır.


Pasif agresif iletişimi unutmalısın!


Öncelikle pasif agresif iletişimin ne olduğundan söz etmek isterim. Pasif agresif iletişimi genel hatlarıyla, gerçek duygu ve düşüncelerin açık bir şekilde ifade edilmediği, ifade edilemeyen duyguların olumsuz davranışlarla ortaya koyulmaya çalışıldığı, bir çeşit güç savaşı olarak tanımlayabiliriz. Yani birine karşı öfkeli, kızgın veya kırgın olduğumuz durumlarda, bunu açık bir şekilde gerekçeleriyle ifade edemediğimizde bu, ister istemez davranışlarımıza yansır ve pasif agresif bir tutum benimseyebiliriz. Üzgün, mutsuz, huzursuz, tedirgin olduğumuzda veya hayal kırıklığına uğradığımızda, sıkıntımızı açık bir şekilde paylaşmak, iletişim kurmak yerine olumsuz davranışlar sergilemeyi, bir şeyleri ima etmeyi veya tamamen içimize kapanmayı tercih ettiğimizde karşımızdaki ile aslında pasif agresif bir iletişim kurmuş oluyoruz. İster istemez bu da karşımızdaki kişide kafa karışıklığına sebep oluyor. Bununla birlikte pasif agresif davranış her zaman kırgın veya kızgın olduğumuzda başvurduğumuz bir davranış biçimi olmayabiliyor. Bazı durumlarda pasif agresif iletişim şekli uzlaşmacı ve nazik bir tutumun altına gizlenmiş manipülasyon çabası olarak da tezahür edebilir. Maalesef kadın erkek fark etmeksizin hepimiz zaman zaman bu davranışlardan bir veya birkaçını gösterme hatasına düşebiliyoruz. Ancak bunu hayatımızın genelinde yapıyorsak bu tek bir ilişkiyi değil tüm ilişkilerimizi sabote edecek bir davranış biçimi haline gelecektir. Peki nasıl anlarız?

  • Sıklıkla gerçekliği çarpıtıyor, kendi hatalarınızı inkâr ediyor, görmezden geliyor ve sadece başkalarını suçluyorsanız,

  • Kurban rolüne bürünerek, o anki rahatsızlık verici durum veya olaydaki kendi sorumluluğunuzu görmezden geliyorsanız,

  • Partnerinize kızdığınızda veya kırıldığınızda onu sevgisizlik, ilgisizlik veya duyarsızlıkla cezalandırıyorsanız,

  • İstemediğiniz bir şeye hayır demek veya öfkenizi, kızgınlığınızı, kırgınlığınızı göstermek yerine karşı tarafın beklentilerini yok sayarak veya önemsediği konularda hassasiyet göstermeyerek bir tür intikam alıyorsanız,

  • Yapmak istemediğiniz işleri istemediğinizi açıkça söylemek yerine eksik veya yarım yamalak yaparak o işi yapmanızı rica eden kişileri bilinçli olarak memnuniyetsiz bırakıyorsanız,

  • Katılmak istemediğiniz bir etkinliğe veya toplantıya bahanelerle gecikiyorsanız,

Farkında olarak ya da olmayarak pasif agresif bir davranış biçimi sergiliyorsunuz anlamına geliyor. Pasif agresif bir tutum sergileyen insanlar genellikle hayır demekten hoşlanmadıkları için buna alternatif olarak önerilere olumsuz fikirlerle ya da beden diliyle hevessiz olduklarını ifade ederek karşılık verirler ve alternatif çözüm üretmezler. Bununla birlikte bir tartışma veya diyalog halindeyken çözüm üretmek yerine “tamam sen haklısın” diyerek kesip atmayı tercih etmek de pasif agresif iletişimin bir göstergesidir. Çoğu zaman bunu bilinçsizce yaparız. Bunu en çok da kaybetmekten korktuğumuz insanlara yaparız dersem çok da yanılmış olmam sanırım. Hele bir de yalnızlık korkusu ve özgüven eksikliği sıkıntıları olanlarımız için bu en sıklıkla başvurulan davranış biçimidir. Zaten genellikle pasif agresif davranış kalıpları kontrolcü veya çocuklarına duygularını ve düşüncelerini açıkça ifade etme imkanı sağlamayan ebeveynlere tepki olarak çocukluk döneminde geliştirdiğimiz bir davranış biçimidir. Hele ki kişi çocukluğunda duygularını ifade ettiğinde veya büyükleriyle bir fikir ayrılığına düştüğünde tepki görüyor, onunla alay ediliyorsa otomatik olarak açık iletişim yerine pasif iletişime yöneliyor. Zaman içerisinde de bu iletişim şekli kalıplaşmış bir davranış biçimi halini alıyor.

Küçük yaşlardan beri benimsenmiş, kalıplaşmış bir davranış biçimini değiştirmek elbette kolay değil ancak imkansız da değil. Çünkü bu davranış biçimini devam ettirdikçe yaşanacak ilişkilerin de problemli olması veya hayal kırıklığıyla sonuçlanması maalesef kaçınılmaz oluyor.

Kısacası ilişkilerimizi mahvetmemek için pasif agresif davranışlar sergilemek, pasif bir iletişimi tercih etmek yerine duygu ve düşüncelerimizi açıkça ifade etmemiz şart. Bu kalıplaşmış davranış biçimini değiştirmek için de kendimize sorular sormamız gerekiyor. Örneğin istenmeyen, huzursuzluk veren bir durum söz konusu olduğunda öncelikli olarak kendimize mevcut durumdaki olumlu veya olumsuz katkımızı sormak iyi bir başlangıç olacaktır. Bu sorunun yanıtını kendimize verdikten sonra da olaya ilişkin tepkilerimizle ilgili sorumluluğumuzu almamız gerekiyor.


Bir sorun olduğunda soruna bakış açımızı değiştirmemiz de fayda sağlayacaktır. Yani bir sorunu kişiselleştirip, kendimize yapılmış bir saldırı olarak görmek yerine çözülmesi gereken bir anlaşmazlık, birlikte çalışarak aşılması gereken bir aksaklık gibi görmek daha aktif ve açık bir iletişim kurmamıza yardımcı olacaktır. Ve tabii ki bir diğer önemli nokta da pasif iletişimin doğası gereği varsayımlar üzerinden hareket etme dürtümüzü kontrol altına almak; yani “nasıl olsa o buna tepki gösterir”, “nasıl olsa uzlaşamayız” veya “onun benim buna kırıldığımı anlamış olması gerekirdi” gibi varsayımları bir kenara bırakarak duygu ve düşüncelerimizi açıkça paylaşmamız gerekiyor. Kısacası karşımızdaki adına da senaryolar yazıp onun rolünü üstlenmek yerine ikili ilişkide herkesin kendi sorumluluğunu alması önem taşıyor.


Peki ne yapmalıyız?


İlişki bitirici 3 temel davranış biçiminden, nasıl davranmamamız gerektiğinden, bu davranış biçimlerinin nelerden kaynaklandığından ve nelere sebep olabileceğinden söz ettik. Peki sağlıklı bir ilişki yürütmek, doğru iletişim kurabilmek için nasıl bir davranış biçimini benimsemeliyiz? Bunun cevabı aslında hem çok basit hem de yukarıda söz ettiğimiz davranış biçimlerini normalize etmiş, kemikleştirmiş bireyler için zor olsa da imkansız olmayan bir iletişim biçimi: dürüst, saygılı ve açık olmak. Yani duygularımızı, isteklerimizi, beklentilerimizi saygı çerçevesi içerisinde açık bir şekilde ortaya koymak ve ifade etmek. Bunu yapabilmek için özgüven eksikliklerimizi, yalnızlık ve tartışma korkularımızı bir kenara bırakabilmek çok önemli, ilk olarak üzerinde çalışmamız gereken konular bunlar sanırım. Bunu yapabildiğimiz noktada hayal kırıklıklarımızı, kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı, istek ve beklentilerimizi doğru bir şekilde karşımızdaki kişiye çok daha rahat bir şekilde aktarabiliriz. Unutmamalıyız ki arkadaşlık, aile, partnerlik, evlilik fark etmeksizin her sağlıklı ilişki güvene dayalıdır. Odağında güven ve saygı olmayan bir ilişkinin uzun vadede sağlıklı bir şekilde devam etmesini beklemek son derece anlamsız olur. Tüm bu bahsettiğimiz sorunların çözümü de ancak açık iletişimle mümkün olabilir.