Sosyal Medyada Felaket Tellallığı



Neredeyse her birimizin gündelik hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelen sosyal medya hayatımızı etkilediği kadar haber alma alışkanlıklarımızı ve haber mecralarını da etkiliyor. Bu durum iletişim alanına yeni açılımlar getirmekle birlikte haber verme ve alma alışkanlıklarını da değiştirdi. Sosyal medya kullanan her birey neredeyse birer ‘içerik üreticisi’ oldu. Herhangi bir haberin sosyal medya üzerinden ne kadar hızlı bir şekilde yayılıp büyüdüğünü her birimiz yakından gözlemliyor ve deneyimliyoruz. Bunun büyük faydalarını da elbet görüyoruz. Bilgi almak eskiye göre çok daha kolay ve pratik bir hale geldi. Bilgi kaynaklarımız televizyon, gazete ve radyolarla sınırlı değil. Ancak maalesef sosyal medyada paylaşılan haberlerin doğruluğunu, gerçekliğini doğrulama kısmını sıklıkla atladığımızı üzülerek görüyorum. Doğru, yanlış, gerçek veya yalan farketmeksizin her türlü içerik büyük bir hızla elden ele ulaşıyor.


Son yıllarda iş öyle bir hale geldi ki, bir konu ile ilgili iki paylaşım gördüğümüzde hemen gerçek kabul edebiliyoruz. Hatta buna en iyi ve en bilindik örneklerden biri de sanırım ünlü isimler hakkında çıkan sahte ölüm haberleri olabilir. Örneğin Münir Özkul gerçekten vefat edene kadar kaç kere ölüm haberine üzüldük bir hatırlasanıza? Üstelik belki de toplum olarak dramatik konulara, dedikodulara ve hatta felaket tellallığına yatkın olduğumuz için özellikle bu tarz haberler, yalan olsun olmasın, neredeyse ışık hızıyla yayılıyor.

Yapılan araştırmalara göre yalan haberlerin sosyal medyada doğru ve gerçek haberlere göre çok daha hızlı yayılıyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Twitter’ın yaptığı araştırma, yalan haberlerin doğru ve gerçek haberlere göre 6 kat daha hızla yayıldığı sonucunu ortaya koyuyor. 2006 ve 2017 yılları arasında Twitter üzerinden yapılan yüz binlerce haber paylaşımın incelendiği araştırma, verilen tarih aralığında 126 bin yalan haberin yaklaşık 3 milyon kişi tarafından yayıldığını ve bu yalan haberlerin diğer kullanıcılar tarafından paylaşılma oranının yüzde 70 daha yüksek olduğu ortaya koyuyor.


Panik mi daha hızlı yayılıyor Corona mı?


Herhangi bir toplumsal olay, doğal afet veya bir salgın söz konusu olduğunda ise işin boyutu daha da büyüyor. İnsanlar paniğe sürükleniyor ve iyice kaotik bir ortam oluşuyor. Deprem örneğini ele aldığımızda hem insanları paniğe sürükleyecek nitelikte felaket haberleri hem de yanlış yönlendirmeler büyük bir hızla kullanıcılar arasında bir virüs gibi yayılıyor. Hele de bugünlerde gündemimizin orta yerine oturan Corona virüsü konusu sosyal medyada inanılmaz bir panik ortamı yarattı. Marketler boşaltıldı. Pardon makarna ve kolonya reyonları boşaltıldı. Üstelik bunu yaparken stokçuluğun ürün bazında enflasyonu arttıracağı ve çok yakın bir zamanda bugün belli bir fiyattan aldığımız ürünü kat be kat fazla bedeller ödeyerek almak zorunda kalacağımızı hatta belki de bulamayacağımızı düşünmek kimsenin aklının ucundan bile geçmedi. Bununla birlikte son günlerde Corona virüsüne karşı kendini korumak için arap sabunu, kolonya içip hastanelik olan vatandaşlarımızın haberlerine de gülsem mi ağlasam mı bilemez bir haldeyim.


Yaratılan paniğin sebep olduğu bir diğer sakıncalı nokta ise, özellikle de böyle bir salgın tehlikesi durumunda, çılgıncasına marketlere akın etmenin virüsün yayılmasını daha da hızlandıracağını da düşünen pek yok gördüğüm kadarıyla. Bunu daha da açmak gerekirse, enfekte olan kişilerin bir belirti olmadığı için farkında bile olamayacağı ihtimalini göz önünde bulundurduğunuzda yüzlerce kişinin aynı anda marketlere saldırdığında neler olabileceğini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.


Çok uzağa gitmeye gerek de yok üstelik. Önümüzde koskocaman bir İtalya örneği varken hala daha bu aymazlık ve umursamazlık nasıl devam edebiliyor aklım almıyor maalesef. Zira İtalya’da da ilk başta ciddiye alınmayan Corona vakaları yalnızca belli bir bölge ile sınırlı iken ve yalnızca o bölge karantina altına alınacakken, haberlerin hızla yayılmasıyla insanlar bölgeden kaçmaya başladı. Bu kaçan insanlar arasında elbette virüsü taşıdığından habersiz olanlar vardı. Bir kaç hafta içerisinde koskocaman ülkenin ne hale geldiğini, 60 milyon insanın nasıl karantina altına alınmak zorunda kalındığını, insan sağlığının, sağlık sisteminin geldiği noktanın yanı sıra bu kısacık zamanda ekonominin nasıl darbe aldığını göz ardı etmek nasıl mümkün olabiliyor anlamış değilim.


Uzmanmış gibi yapanları da unutmamak gerek


Yalan haberlerin yanı sıra bir de doktorculuk oynayan, birçok tavsiyelerde bulunan arkadaşlara değinmezsem duramam. Ağzı olan konuşuyor misali, sosyal medya hesabı olan atıp tutuyor, bilip bilmeden uzmanlık taslamaktan çekinmiyor. Faydalı bilgileri elden ele ulaştırmaktan söz etmiyorum tabii ki. Ancak o bilgileri yayarken de son derece dikkatli olmak gerekmiyor mu? Hele de sağlık konusunda sana, bana faydalı olan bir şey başka birine tam tersi etki yapabilir. Corona virüsü ile ilgili de olur olmadık bir çok önerinin elden ele uzatıldığını görüyorum. Özellikle de bu kadar riskli bir sağlık problemi söz konusuyken bunu yapmak akıl karı değil üstüne üstlük kimse kusura bakmasın ama son derece büyük bir cahillik örneği. Bu tarz içerikleri üretenler kadar yayılmasını sağlayanlar ve bu içerikleri kaynak sorgulamaksızın uygulayanlara da söyleyecek söz bulamıyorum maalesef.


Komplo teorisyenleri iş başında

Toplumsal olaylar, doğal afetler gibi durumlarda olduğu gibi Corona salgınında da komplo teorisyenleri iş başında. Yok efendim 2011 yılında vizyona giren Contagion (Salgın) filminde anlatılan hastalık bugünlere işaret ediyormuş, Corona virüsü laboratuvar ortamında üretilip özellikle yayılması sağlanmış, aslında aşısı bulunmuş ve Roche firması bu aşıdan 20 trilyon dolar kazanacakmış. Vay be siz neler biliyorsunuz öyle? Bu tip komplo teorilerini üretmeye, yaymaya sarf edeceğiniz eforu, ayıracağınız zamanı ve yoracağınız aklı doktorların ve bilim insanlarının önerilerine kulak verip, almanız gereken önlemleri almaya, bu zorlu zamanları zorunlu olmadıkça evde kalıp üreterek geçirmeye saklasanız bugünler hepimiz için çok daha az zararla geçmez miydi? Bu konuyu sağduyunuzu dinleyerek düşünmenizi özellikle rica ediyorum.