Çağımızın hastalığı: Trip atmak


İnsanlarla olan ilişkilerimizde, iletişimimizde en sıkıntılı tümseklerden biri de gündelik dilimizde “trip atmak” adını verdiğimiz sessiz kavgalar. “Ben asla trip atmam” diyenler bile öyle ya da böyle bir kez olsun bu tuzağa düşmüştür. Baştan söyleyeyim bu yazıda çuvaldızı başkalarına batırırken yorgan iğnesini de kendime batırıyorum.


Son 20 yılda günlük dilimize dahil olmuş “trip atmayı” kısaca tanımlamak isterim. Bir sorunu açıkça konuşup tartışarak çözmek yerine, imalı davranışlarla ve sözlerle veya sessiz kalarak karşı taraftan anlayış ve telafi beklentisinde bulunmak olarak özetleyebilirim. Eylemin tanımının bile kendi içinde öyle çok tutarsızlık barındırması bile sağlıklı sonuç vermesini beklemeyi imkansız kılıyor.


Bu yazıyı yazarken instagram hesabımdan küçük bir kamuoyu araştırması yapayım dedim. Sorduğum soru “Trip atmak nedir? Kadınlar mı daha çok trip atar erkekler mi? Neden?” idi. Öncelikle ilk tepki erkeklerden geldi. Adeta bir serzenişte bulundular. Gelen yanıtların çoğu öncelikli olarak kadınların daha çok trip attığı yönünde. Nadir de olsa erkeklerin de trip attığına değinenler oldu. Ancak ortak kanı; trip atmanın bir iletişim(sizlik) yöntemi olduğu ve bir davranış bozukluğu olduğu yönünde.


Kadınların erkeklere oranla daha fazla trip attığı konusunda ortak bir görüş hakim. Bense nicelik olarak öyle olsa da nitelik olarak kadınlara nazaran çok daha okkalı trip atan erkeklerin de var olduğunu düşünüyorum. Yalnızca yöntemleri farklı oluyor.


Ancak, kadın erkek fark etmeksizin trip atmanın bir iletişim bozukluğu olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz diye düşünüyorum. Bence bunun birçok sebebi olsa da en önemli nedenin öğrenilmiş bir davranış biçimi olması ve kadınla erkek arasındaki iletişim farklılıkları. Yani kadınların daha çok “trip atıyor” olmasının birincil sebebi; yapıları gereği erkeklerin genellikle kadınlara göre iletişim konusunda daha düz, sade ve direkt olmaları. Yani bir sıkıntıyı, problemi dolaylı yollardan anlatmak yerine dümdüz olduğu gibi anlatmak çok daha kolay geliyor. (Aslında tabii ki bu yöntem çok daha mantıklı.)


Yani birçok kadın büyürken ailesinden, çevresinden, izlediği film ve dizilerden gördüğü davranış biçimlerini benimsiyor. Bir kısmını içselleştirdiği ve aklına yattığı için benimserken bir kısmını da taklit ediyor aslında. Bu öğrenilmiş davranış biçimlerinin arkasında ise özellikle de kadının ikili ilişkilerde talepkâr olmaması, bir sıkıntısı varsa mümkün mertebe içine atması ve karşı taraf erkek olduğu için alttan alması gerektiği algıları yatıyor. Yani bir anlamda kadın, hayatındaki erkeği (bu ister partneri ister çalışma arkadaşı, yöneticisi olsun) alttan almakla, idare etmekle yükümlü. Örneğin sevgilisi kalbini mi kırdı? kadın susmalı. Bu yazılı bir kural değil elbette ancak maalesef ataerkil bir toplumda yaşadığımız için görünmeyen kurallar kadınları özellikle bu davranış biçimine yönlendiriyor. Hatta “Yuvayı dişi kuş yapar” cümlesi bile bana bunu çağrıştırıyor. Nasıl mı? Hemen açıklayayım. Her ne kadar temelde, ilk adım olarak yuva iki kişi tarafından kurulsa da kadından beklenen hayatındaki erkeği çoğu zaman hoş görerek, alttan alarak hatta bazen kendi doğrularına aykırı durumlara susarak sırf o ilişkinin devam edebilmesi ve o kutsal yuvanın kurulabilmesi için gerekirse kendinden ödün vermesi yönünde. Peki bu içe atılan sıkıntılar, kalp kırıklıkları ne oluyor? Buharlaşıp havaya mı karışıyor? Tabii ki hayır. Söylenemeyen sözcükler, anlatılamayan sıkıntılar çoğu zaman asık bir suratla, bazen pasif agresif davranışlarla, kısacası sessiz çığlıklarla dışa vuruluyor. Bu da sessiz kavgalara, sessiz savaşlara yol açıyor.


Bence toplumda, öyle ya da böyle bir şekilde yer etmiş, özellikle de kadınların bilinçaltına yerleşmiş “kadın trip atmıyorsa sevmiyordur” yanılgısı da bu pasif agresif tutumun önde gelen sebeplerinden biri. Yani maalesef çoğu kadın, hatta bazı durumlarda erkekler de, trip atmayı bir sevgi gösterme biçimi olarak algılıyor. Ben bunu erkekler tarafındaki kıskançlığa benzetiyorum. Hani bir yanlış algı daha var ya ‘kıskanmayan erkek sevmiyordur’ diye. Tam da ondan söz ediyorum. Bu iki yanlış algı birbirini besliyor, çoğu zaman ilişkileri ve iletişimi çok daha çözümsüz noktalara getiriyor.


Her ne kadar meseleye cinsiyetçi bir noktadan bakmak istemesem de çoğunlukla kadınların dertlerini ifade etmeden karşı cinsin anlaması ve buna göre davranması beklentisi de bu davranış bozukluğunu destekliyor. Yani özellikle kadınlar yaşadıkları sıkıntıyı, kırgınlığı, kızgınlığı, kısacası içinde bulundukları duygu durumunu, onlar bir şey söylemeden karşılarındaki insanın anlamasını ve buna göre davranmasını bekliyor. Ve bu beklenti karşılanmadıkça hayal kırıklıkları da kaçınılmaz oluyor. Sonuç olarak kimse kimsenin düşüncelerini okuyamaz değil mi? Ama işte maalesef bir çoğumuz bu yanılgıya zaman zaman düşebiliyoruz.


Trip atmayı teşvik eden en önemli unsurlardan biri de kuşkusuz dizi ve filmlerdeki ilişki modelleri. Çoğu senaryoda maalesef erkekler kaba güç gösterisi yapar kadınlarsa trip atar, duygularını pasif agresif bir tutumla aktarır. Böyle örneklere sıklıkla maruz kalmanın bu davranış bozukluklarını kafamızda meşrulaştırmamıza ve mantıksallaştırmamıza sebep olabileceğini inkar etmek ise bence imkansız. Zira insan psikolojisi sürekli olarak tanıklık ettiği ve maruz kaldığı davranış biçimlerini normalleştirmeye meyilldir.


Peki bu davranış bozukluğu sadece kişisel ilişkilerimizde mi karşımıza çıkıyor? Tabii ki hayır. Maalesef bu iletişim(sizlik) yöntemi iş ilişkilerine de sızmış ve hatta hatırı sayılır ölçüde ele geçirmiş durumda. Birbirlerine açıkça sıkıntılarını dile getirmekten çeşitli sebeplerden çekinen iş arkadaşları, direkt iletişim kurmak yerine dertlerini dolaylı yollardan, yani trip atarak anlatmayı, daha doğrusu anlatmaya çalışmayı, tercih ediyor. Eminim bir çoğunuz iş çevrenizde bu tip davranışlara şahit olmuşsunuzdur. Üstelik bu davranış biçimi çoğu zaman e-posta ortamına da imalı cümleler ve yerli yersiz üç noktalar ile imzasını atıyor. Özellikle de iş hayatında son derece çekilmez bir durum oluyor. Hayır yani nedir o olur olmadık cümlelerin sonunda üç noktalar veya günaydın bile derken göz devirmeler?


Kimi zaman imalarla kimi zamansa yüz ifadeleriyle ortaya koyulan bu davranış biçimi, konu ile ilgili olarak direkt iletişimden daha yorucu ve zorlayıcı aslında. Yani kısacası saygı çerçevesinde konuşulup, belki de çok kısa sürede çözülebilecek bir konu, iletişimsizlik, davranış bozuklukları, sessiz kavgalar yüzünden uzayıp gidiyor. Dolayısıyla ne sorun çözülüyor ne de taraflar mutlu oluyor.


Tüm bunlardan söz ederken, paragraflar boyu trip atmanın ne kadar kötü bir şey olduğundan söz eden ben trip atmıyor muyum? Maalesef atıyorum, hem de dibine kadar. Ama bu konu üzerinde gerçekten çalışıyorum. Çünkü bunu aşabildiğim noktada, önce kendim sonra da çevremdekiler için hayatı bir nebze olsun kolaylaştıracağımı biliyorum.

Sonuç olarak, trip atmak neresinden bakarsak bakalım bir davranış bozukluğu ve iletişimsizlik örneği. Bir fayda sağlamadığı gibi ilişkilere zarar verme garantili bir davranış biçimi. O yüzden hangi ilişki türü olursa olsun sağlıklı bir iletişim sürdürebilmek adına konuları açık bir şekilde konuşmakta, sorunları açık iletişimle çözmekte ve bunu yaparken de üslubumuza dikkat etmekte fayda var.