6 Adımda “trip” atmaktan kurtulma rehberi



İddialı bir başlıkla giriş yaptığımın farkındayım. Ama hayatta bir şeyleri başarmak için bir miktar iddialı olmak şart. Yaptığın şeye önce kendin inanacaksın ki başarılı olasın değil mi?

Her birimiz hayatta mutlu olmak, bu doğrultuda da sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurmak isteriz. Bu illa ki biriyle evlenmek, birlikte yaşamak anlamına gelmiyor. Ancak her birimizin geniş ya da ufak bir çevresi mutlaka var. Yani sürekli olarak iletişimde olduğumuz, süregelen ilişkilerimiz mevcut. Bu ilişkilerin de mümkün olduğunca huzurlu ve sağlıklı olmasını hepimiz önemseriz.

Sağlıklı ilişkiler yürütebilmek için çağımızın hastalığı olarak adlandırdığım, bir davranış bozukluğu olan trip atmayı hayatımızdan çıkarmamız şart. Zira ben de bu davranış bozukluğundan muzdarip ve bu kötü alışkanlıktan kurtulmaya çabalayan bir birey olarak, deneyimlerim ve gözlemlerimden yola çıkarak çizdiğim yolu yazıya dökerek sizlerle paylaşmak istedim.


Tam bu noktada, özellikle de trip atmayı içselleştirmiş (hatta aileden de böyle görerek büyümüş) ve hatta temel bir davranış biçimi haline getirmiş bireyler için, biraz meşakkatli bir yoldur. Hatta yolun başında, her kötü alışkanlıktan kurtulma yolunda olduğu gibi, sık sık sapmalar olabilir. Aklıma gelen ilk örnek sigarayı bırakma meselesi. (Bu aralar o da savaş açtığım başka bir kötü alışkanlığım. O konuyla ilgili deneyimlerimi de zamanı geldiğinde paylaşabilirim.) Ancak kararlı bir şekilde ilerlediğinizde sapmalar azalarak bitecektir. En azından benim şimdiye kadarki gözlemim bu yönde. Zira insan beyni eğitilmeye çok açık ve üstelik eğitildikçe gelişiyor. Bu konuda bana güç veren en kıymetli örneklerden biri kendine kıskançlığın sağlıksız bir duygu olduğunu, insana ve ilişkilerine zarar vereceğini öğreterek, bu duyguyu hayatından tamamen çıkarmış olan babam. Üstelik kendisi son derece kıskanç olması beklenen bir yengeç burcu. :)


Yani kısacası kararlılık ve irade bu yolda bizim en önemli yoldaşlarımızdır.


Kararlılığımızı ve irademizi yanımıza aldığımıza göre, bu yolda atacağımız adımlar:


1. Saygı duy


Malum; saygı, sağlıklı iletişimin ve ilişkinin olmazsa olmazıdır. Saygının olmadığı iletişimler sağlıksızdır ve sürdürülebilir değildir. (Bir noktaya kadar sürdürmek mümkün olsa da her iki tarafa da ciddi zararlar verecektir.) Saygı duymaya ise önce kendimizden başlamalıyız. Biz kendimize saygı duymazsak başka birinin de saygı duymasını beklemek anlamsız olur. Kendimize duyduğumuz saygıyı ilişki içerisinde olduğumuz bireylere de duyduğumuzda epey bir yol almış oluyoruz. Kısacası, kendimizi sağlıksız, bizi yoran ve yıpratan ilişkiler içerisinde olmak istemiyorsak hem kendimize hem karşımızdakine saygı duymak zorundayız.


2. Taraf olma, yoldaş ol


Özellikle de partnerlik ilişkilerinde, ilişkide olduğumuz kişiyi karşı taraf olarak görmektense, bir takım arkadaşı, yoldaş olarak görmek çok önemli. Böylelikle fikir ayrılığı olması durumunda (ki bu çok olası bir durum) bile birine karşı savaşmaktansa, birlikte bir sorunla baş etmenin çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, karşımızda değil yanımızda hissettiğimiz birini anlamak ve onunla uzlaşmak çok daha kolay olacaktır.


3. Trip atmayı bir güç gösterisi olarak görme


Unutmamamız gereken en önemli şeylerden biri de ikili bir ilişkide, trip atmanın, davranış sahibini güçlü yapmadığı gerçeği. (Cinsiyetçi bir taraftan bakmak istemesem de maalesef bunu bir güç unsuru olarak kullanan kadınlar mevcut.) İlk başlarda diğer kişiyi manipüle eden bir davranış biçimi gibi görünse de zaman içerisinde trip oklarının hedefindeki kişi bu tepkileri ciddiye almamaya başlayacaktır. Bir sonraki aşamada ise (kişi sağlıklı psikolojiye sahip bir bireyse) koşarak uzaklaşacaktır. Ayrıca, ilişkiyi bir güç savaşı olarak görüyorsan ve ilişkide olduğun kişiyle olan iletişimini bir er meydanı kabul edip silahları kuşanıyorsan, zaten bakış açın baştan yanlıştır. O yüzden, yukarıda da dediğim gibi, ilişkide olduğun kişiyi karşına değil tam yanına alarak yürürsen zaten bir güç savaşına da ihtiyaç duymazsın.


4. Kişisel algılama, her şey seninle ilgili değil


Her şeyi kişiselleştirmek en sık ve kolay düşülen tuzaklardan biridir. Şahsen benim de şimdiye kadar ayağıma takılan en büyük engellerdendi. Hassas olduğumuz durumlarda (hele de duygusal konularda), olan biten ne varsa kişisel algılamaya meyilli oluyoruz. Bu kişisel algılama durumu ego ile de güçlerini birleştirdi mi adeta tüm duygu, düşünce ve davranışlarımızı ele geçiriverir.


Bu konuyla özellikle de Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabında 2. anlaşma “Kişisel Algılama” bölümünü okurken tekrar yüzleşme fırsatı buldum. Özellikle de duygusal ilişkiler söz konusu olduğunda, partnerin her davranışının tamamiyle bizimle alakalı olduğu yanılgısına kapılabiliyoruz. En klişe durumlardan biri de, sevgilinin, eşin veya partnerin (adı ne olursa) işten biraz asık suratla gelmesini bile kendimize yorabiliyoruz. Sanki o gergin veya yorucu bir gün geçirmiş olamazmış gibi.


Bir aldatılma söz konusu olduğunda bile ilk sorulan sorulardan biri “onda bende bulamadığı ne buldu?” Bu örnekte, kişisel algılama ile ego öyle bir bütünleşmiştir ki, aldatma eylemi tamamen başkası tarafından, başka biri ile gerçekleştirilmiş olmasına rağmen konuyu tamamen kendimizle ilgili bir hale getirmiş oluruz.


Kişisel algılamaktan nasıl kurtulabileceğimiz sorusunun yanıtı olarak ise en önemli adımın kısaca olumsuza odaklanmayı bırakıp olumluya odaklanmak olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte bir tepki vermeden önce iki kere (hatta gerekirse defalarca) düşünmek gerekiyor. Ve tabii ki en önemlisi ise kaçak oynamayı bırakıp ne hissediyorsan doğrudan söylemek. Tabii ki üsluba dikkat etmek şartıyla.


5. Biraz güven, biraz da akışa bırak


Bulundukları ilişki içerisinde kendilerini güvende hissetmeyen bireyler trip atmaya daha meyillidirler. kimi zaman kendilerine veya karşılarındakine, kimi zaman ise aralarındaki ilişkiye güvenmedikleri için bu davranış bozukluğuna yatkın olurlar.

Güvenebilmek için paranoyayı bir kenara bırak. Paranoyaların ne sana, ne karşındakine ne size faydası var. Aksine hep zarar ziyan. Hem nice ilişkiler, arkadaşlıklar bu yersiz paranoyalar yüzünden heba olmadı mı?


Önce kendine güvenmen ve kendi değerinin farkında olman çok önemli. Sen kendine güvenirsen, kendi değerini bilirsen emin ol bu karşındaki kişiye de doğru mesajı verecektir. Sonra da karşındakine güven. Durduk yere kurup kaldırma. Hem zaten sen kaçak oynamazsan, hissettiklerini doğrudan karşındakine söylersen ondan da ancak o zaman, sana da aynı açıklıkta davranılmasını bekleyebilirsin.


6. Tetikleyicilerini tespit et ve açık ol


Hangi durum, davranış ve duyguların sende bu davranış bozukluğunu tetiklediğini belirlemen çok önemli. Zira böylelikle, bu durumların yaşanmasında, bu duyguları hissetmende senin bir payın var ise, baştan önüne geçmen mümkün olabilir (ki çoğu zaman da öyledir). Tespitini yapıp kendinle anlaştıktan sonra ilişkide olduğun kişi ile de paylaşıp onunla bir ortak paydada buluşursan, tetikleyicileri birlikte en aza indirgeyebilirsiniz. Zira karşındaki kişinin farkında olmaksızın söylediği bazı sözler veya bazı istemsiz davranışları senin olan biteni kişisel algılamanı ve konuyla ilgili trip yapmanı tetikliyor olabilir. Sen açık bir şekilde bunları dile getirmezsen o da sana verdiği rahatsızlığın farkında olmaksızın aynı şekilde davranmaya devam edecektir.


En başta da söylediğim gibi, bu davranış biçimini (daha doğrusu davranış bozukluğunu) bir alışkanlık haline getirmiş, içselleştirmiş bireyler için meşakkatli ve sapmalarla dolu bir yol olsa da imkansız değil. Hele ki amaç huzurlu ve mutlu yaşamaksa bu çabaya değeceğine eminim. Bu konuda kendini eğitmeye çalışan biri olarak her ilerlemede kendimi çok daha iyi ve rahat hissettiğimi söyleyebilirim. Üstelik itiraf ediyorum hayat böyle çok daha kolay.