Yanlış İletişim Yüzünden Ne Kariyerler Heba Oldu!



İş hayatında başarıya giden yolda en temel basamaklardan biri, iş arkadaşlarımız, yöneticilerimiz ya da müşterilerimiz farketmeksizin, herkesle doğru iletişim kurmak. Bu doğrultuda yanlış iletişim çoğu zaman bireylerin kariyerlerine geri dönülemez zararlar verebiliyor. Peki doğru iletişim nasıl kuruluyor?

İş hayatında doğru iletişimin nasıl olması gerektiği konusu herkesi ilgilendiren, bugüne kadar ilgilendirmediyse de mutlaka ilgi gösterilmesi gereken bir konu. İş yaşamında başarıya giden yolun ilk adımlarından biri olan doğru iletişim aynı zamanda, çalışma ortamındaki mutluluğumuzun en önemli unsurlarından biri olsa da, ülkemizde en az özen gösterilen konulardan biri. Çoğu zaman hatalı iletişim, kişilerin kariyerini olumsuz etkilemekle kalmıyor özgüven eksikliği, kronik depresyon vb. gibi sorunlara yol açabiliyor. Özellikle de ast üst ilişkilerindeki iletişim bozuklukları yalnızca çalışanların potansiyellerini gerçekleştirememesine sebep olmakla kalmıyor, ekip içerisinde de uyumsuzluklara yol açıyor. Bununla birlikte pek çok çalışan, iş yerinde doğru iletişim kuramadığı için mesaisini mutsuz ve verimsiz geçiriyor. Bu mutsuzluk bazı durumlarda istifaya kadar varabiliyor. Hatalı iletişimin sebep olduğu bunun gibi daha bir çok olumsuzluk sayabiliriz. Ancak bunun yerine doğru iletişimin nasıl kurulacağına odaklanmak sanırım çok daha yerinde olacaktır.

İyi bir dinleyici ol!

Yalnızca iş yerinde değil, genel olarak ikili iletişimin birincil ve altın kuralı iyi bir dinleyici olmaktır. Çünkü, özellikle en sağlıklı iletişimde bile mesajların yüzde yüzünün karşı tarafa aktarılamadığı gerçeğini göz önüne aldığımızda, iyi bir dinleyici değilsek, bize verilmek istenen mesajı almamız mümkün olmayacaktır. İyi bir dinleyici olmanın adımlarına “İkili İletişimlerde Yapılan Temel Hatalar” yazımda değinmiştim. Hızlıca özetlemek gerekirse dikkatimizi karşımızdaki kişiye vererek onu sözünü kesmeden, vereceğimiz cevaba değil onun söylediklerine odaklanarak ve en önemlisi yargılamadan, suçlamadan dinleyebilmek iyi bir dinleyici olmanın en önemli unsurları.


Astının önünde aslan kesilip üstünün önünde minnoş bir ev kedisi olma!

İş hayatında doğru iletişim kurabilmenin en hassasiyet gerektiren yerlerden biri ast-üst ilişkisi. Doğru iletişime yeterli özen gösterilmediği ve çoğu durumda kişiler bu yönde eğitilmediği için en çok sorun da bu ilişkilerde yaşanıyor. Örneğin, bazı yöneticiler, yöneticisi oldukları çalışanlara karşı sürekli olarak sert ve suçlayıcı bir tavır sergilerken, kendi üstlerinin ya da patronlarının önünde adeta minnoş bir ev kedisine dönüşebiliyor. Aslolan kendi üstlerine de, yönetiminden sorumlu olduğun çalışanlara da azami saygıyı göstermektir. Anlayacağınız üzere saygı, doğru iletişimde anahtar kelimemiz. Evet iş hayatında kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Buna katılıyorum. Ancak herkes birbirine azami saygıyı göstermek zorunda. Dolayısıyla kişi hem üstleriyle hem astlarıyla saygı çerçevesinde bir iletişim kurmakla yükümlü.

Güneşi gülüşüne sığdır!

Güler yüz, doğru iletişimin bir diğer vazgeçilmez unsuru. Günün büyük bir kısmını birlikte geçirdiğiniz çalışma arkadaşlarınıza, güler yüzle “günaydın” diyerek başladığınız bir günün, asık suratla ortalıklarda gezindiğiniz bir güne nazaran çok daha verimli geçeceği gerçeğini unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla güler yüzden hiçbir şartta vazgeçmemek çok önemli.

Saygı, platonik aşk gibi tek taraflı olmamalı


Saygı tek taraflı var olabilen bir duygu değildir ve ancak karşılıklı olduğunda anlamlanır. Saygı duymadığınız ve bunu göstermediğiniz birinin size saygı duymasını bekleyemezsiniz. Önce kendimiz karşımızdaki kişiye saygıyla yaklaşacağız ki ondan da bize saygı duymasını bekleyelim. Yani saygısızca davrandığımız, sözünü kestiğimiz, hatta daha da ileri gitmek gerekirse tepeden baktığımız birinin bize saygı duymasını beklemek gökten kırmızı kar yağmasını ummak gibi bir şey.


Üslup herşeydir ve tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır


Negatif, sert ve kötü bir üslupla hiçbir problemin tam anlamıyla çözülemeyeceğini hemen hemen herkes deneyimlemiştir. Yani birini korkutarak, suçlayarak, azarlayarak kısa vadede anlık bir sorunu çözebilir ya da çözdüğünüzü zannedebilirsiniz ancak uzun vadede bunun zararları çığ haline gelen bir kar topu gibi büyüyecektir. Tatlı dil ve doğru bir üslupla birçok sorunu çözebilir, karşınızdaki kişinin sizle iletişim kurarken kendini daha rahat hissetmesine yardımcı olabilirsiniz. Negatif ve sert bir üslup, iletişimin ilerlemesini bir kenara bırakalım, kişilerin arasına duvar örecektir. Dolayısıyla bir şey söylemeden önce lafın nereye gideceğini iyi düşünmek çok önemli. Hem büyüklerimiz ne demiş? “Gırtlak dokuz boğumdur, sekizinde düşüneceksin, dokuzuncuda konuşacaksın”.


Öfkeyle kalkan zararla oturur!

İş yerinde doğru ve sağlıklı iletişim kurmanın bir diğer altın kuralı ise öfke kontrolünü sağlayabilmek. Öfke kontrolünün sağlanamadığı durumlarda çok büyük hatalar yapmak kaçınılmazdır. Örneğin, hata yaptığı için çalışanına bağırıp çağıran bir yönetici tamiri mümkün olmayan yaralara yol açabilir.

En sık yapılan hatalardan bir diğeri ise yönetici pozisyonundaki bir kişinin kendi yöneticisine kızıp bütün sinirini ve öfkesini kendi çalışanından çıkarmasıdır. Bu en yapılmaması gerekenlerden biridir. Bir başka deyişle “it ite, it kuyruğuna” zincirini kırmakta fayda var.

Öfke kontrolü, yalnızca birlikte çalışılan kişilere karşı değil müşterilere ve iş ortaklarına karşı da son derece dikkat edilmesi gereken bir konudur. İş hayatında en sık yaşanan problemlerden biri de bir müşteriden veya iş ortağından anlayışsız bir tavır görüldüğünde öfke kontrolünü kaybederek sorunu olduğundan daha büyük hale getirecek söylemlerde bulunmaktır. Belki de bu aşamada kendimize en sık hatırlatmamız gereken atasözü “öfkeyle kalkan zararla oturur” olacaktır.

Samimiyet başka laubalilik başka


Doğru iletişimin başka bir olmazsa olmazı ise samimiyet. Samimi bir yaklaşım özellikle de bir arada çalışıp, birlikte bir şeyler üreten insanların arasındaki iletişimi güçlendirmek adına son derece önemlidir. Ancak tabii ki samimiyetle laubaliliği karıştırmamak gerekiyor. Zira ikisinin arasındaki çizgi bazı durumlarda çok ince olabiliyor. Bunu engelleme yolunda yersiz şakalar, iş ortamına yakışmayacak söylemler ve kişilerin özel hayatlarıyla ilgili ileri geri yorumlar yapmaktan kaçınmak önemli bir rol oynuyor. Yani aslında işin özü kişisel sınırları aşmamak ve samimiyet ile laubaliliği karıştırmamak çok önemli. Kişisel sınırların aşıldığı hissedildiğinde ise karşı tarafı saygı çerçevesinde doğru bir üslup ile uyarmak faydalı olabilir.

Tribünlere oynama!

Doğru iletişimde seyirci faktörü çok önemlidir. Özellikle de sorunlar seyirci önünde konuşulmamalıdır. Hele ki çalışanınıza gelişmeye açık yönleri ile ilgili bir geri bildirimde bulunmak veya bir hatası ile ilgili görüşlerinizi söylemek istiyorsanız, ve temel amacınız karşınızdaki kişinin konunun özünü gerçekten kavraması ise bunu o kişiyle yalnız olacağınız bir ortamda (yine saygı çerçevesinde) yapmanız çok önemlidir. Şayet amacınız tüm çalışanlara bir mesaj vermek, tabiri caizse “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” demek ise kendinize bir kurban seçip, bunu onun üzerinden yapmayın. Bir insana hatasını diğer çalışma arkadaşlarının önünde söylemeniz o kişinin hatasına değil, etraftaki insanlara ne kadar rezil olduğuna odaklanmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla bu kişi gerçekten hatalı ise de hatasını fark etmek yerine yara alan özgüvenini tamir etmek üzere savunmaya geçecektir. Tam tersi bir durumda, yani kişiye pozitif bir şey söyleneceği bir durumda bunu herkesin önünde söylemek o kişinin gururunu okşayacak ve iyi hissetmesini sağlayacaktır. İyi hisseden bir çalışanın, özgüveni yaralanmış bir çalışandan çok daha efektif olacağı da aşikar.

Ver gazı!

Bir yöneticinin astlarının performansını arttırmak adına yapabileceği, ve bence yapması gereken, en önemli şeylerden biri onları korkutmak değil gaz vermektir. Bir çalışanınızın önüne çalıştığı proje ya da aldığı sorumlulukla ilgili olası hatalarının doğuracağı negatif sonuçları koyup gözünü korkutmaktansa, onu konuyla ilgili cesaretlendirmek, yüreklendirmek ve başaracağına dair inancınızı göstermek her zaman daha etkili olur. Korku ya da yargılanma çekincesi üzerine kurulu bir yönetim sisteminde çalışan, başarıya odaklanmak yerine başarısız olduğu takdirde olabileceklere odaklanacaktır. Bu da ister istemez verimini düşürecektir.

Sözün özü, hayatın hiçbir alanında, özellikle de iş ortamında birlikte çalıştığımız kişilerin birer robot ya da makine değil insan olduğunu hep hatırlamak çok önemli. Saygıyı ön planda tutarak doğru iletişim kurmak huzurlu ve başarılı bir çalışma ortamının en önemli adımı.